Cinsel Gelişimde Davranış Farkları
CİNSEL ÇELİŞME VE DAVRANIŞTA FARKLILAŞMA
Eğer embriyon gelişmesi olağan biçimde meydana gelmişse, doğum sırasında erkek çocuk da, kız çocuk da cinsel yapıları açısından tamamlanmış bir duruma erişmiştir. Cinsel organlar, boyutlarında gerçekleşecek bir büyüme dışında artık hiç bir değişikliğe uğramayacaktır. Erkek çocukta, erbezleri doğum sırasında torbaların içine yerleşmiştir.
Erbezleri iki tür hücreden oluşur. Bunlar spermatozoitleri salgılayan hücrelerle, bu hücrelere destek olarak görev yapan ve erkeklik hormonlarının üretilmesini sağlayan hücrelerdir. Spermatozoit salgılayan hücreler, içinde olgunlaşan spermatozoitlerin kaydığı çok sayıdaki küçük “Kanalların iç yüzeylerini oluştururlar. Bu kanalların her biri, meninin dışarıya doğru boşaltılmasına olanak veren meni yolları ile ilişki halindedir. Spermatozoitler ilkin erbezinin üst yanına bitişik bulunan ve boşaltıcı kanala bağlanarak uzayan erbezi üstünü (epididim) aşacaklardır. Boşaltıcı kanal karın boşluğu içinde yukarı doğru çıkar, sidik torbasının arkasından geçer, prostat tabanına varır ve burada sperma kesesinin salgılarının oluşturduğu ürünü alır. Daha sonra fışkırtıcı kanal ismini alarak, sidiği sidik torbasından dışarı çıkaran siyeğin içine açılır. Gerektiği gibi işleyen bir kapatma sistemi, spermanın üretildikçe siyeğe akmasına engel olduğu için meni, meni yollarında birikir.
Cinsel birleşme sırasında meni siyeğe Faliyete geçer ve burada prostat bezinin salgılarını alır. Salgılar spermatozoitlere döllenmeye daha elverişli bir nitelik verir. Siyeğin büyük bir bölümü dikleştirici yapılar tarafından çevrelenmiştir. Bu organların görevi, cinsel birleşmeye olanak vermek için erkek üreme organı penisi sertleştirmektedir. Cinsel uyarı devreleri dışında penis dik ve sert değildir.
Normal bir küçük kız çocuğu doğar doğmaz cinsinin tüm belirtici niteliklerine sahiptir. Yumurtalıklarında, sayısı binlere erişen, henüz döllenmeye hazır olmayan dişi hücreler vardır. Yumurtalık da, erhezleri gibi iki tür hücreden meydana gelmiştir. Bunlar hormon salgılarını oluşturmak ve yumurtacık yapan hücreleri korumakla yükümlü
hücreler ve yumurtacıkları meydana getiren hücrelerdir. Yumurtalıklar fal-lop borularına bitişiktir ve bunlar aracılığı iledölyatağı ile bağlantı kurarlar. Dölyatağının altında alt bölümü az ya da çok gelişmiş bir zarla (kızlık zarı) kapatılmış bulunan dölyolu (vajina) bulunur. Kızlık zarının dış yanında giriş bölümü (vestibül) bulunur. Bu organı ön bölümünde klitorisin bulunduğu büyük dudaklarla küçük dudaklar korur. Bazen doğumu hemen izleyen günlerde, göğüslerde belirli bir gelişme olduğu ve hattâ hafifçe süt salgılandığı görülür. Çabucak kaybolan bu olayın nedeni annenin plasenta aracılığı ile çocuğa geçici bir süre için meme bezlerini harekete geçiren hormonlar geçir tiş olmasıdır.
Dikkatli bir inceleme, hayatın ilk günlerinden itibaren, küçük kız ve erkek çocuklar arasında bir davranış farkı bulunduğunu ortaya çıkarmaya olanak verir. Erkek çocuk doğduğu zaman genellikle daha iri ve daha hareketlidir. Buna karşılık kız çocuk dış çevreden gelen uyarı’di d karşı daha çok tepki gösterir. Altı aylık olunca aradaki fark daha da çoğalır. Erkek çocuk gittikçe daha hareketli olur ve keskin gürültüler dikkatini çeker (bu olayı kalbinin atış düzeninde meydana gelen değişiklikleri kaydederek saptamak olanağı vardır).
Buna karşılık küçük bir kız çocuğu gözüyle gördüğü uyanlara karşı daha duyarlıdır ve dikkati çoğu kez müzik tarafından çekilir. Altıncı aydan sonra bu tür gözlemler anlamlarının bir bölümünü yitirmeye başlarlar. Çünkü artık çocuğun davranışının doğuştan meydana gelen yapısının mı, yani erkek ya da kız mı oluşunun mu, yoksa içinde bulunduğu ortamın mı etkisinde olduğunu kesin bir biçimde belirlemek güçtür. Gerçekten de çevresinde yaratılan sevgi ortamına karşı çok duyarlı olan çocuk, aile çevresi tarafından çok etkilenir. Ana babalar, da çoğu kez bilinçsiz olarak bebeğe cinsiyetine göre farklı bir davranış içinde olurlar. Bununla birlikte doğuştan davranış farkları olduğunu ileri sürmek pek yanlış değildir. Bu konuda maymunlar üzerinde yapılan gözlemler çok ilginçtir, örneğin, Makak cinsi Rhesüs maymunları, cinsiyetlerine göre farklı o-yunlar oynarlar. Bu oyunlar küçük erkek maymunlarda şiddete dayanır, küçük dişi maymunlarda ise daha sessiz ve daha yumuşak biçimlerde olduğu görülür. Bu maymunların çok gelişmiş bir toplu yaşayış düzeyine erişmiş olmaları ve örneğin yiyeceklerin yıkanması gibi davranışları birbirlerine öğretme yetenekleri olması nedenleriyle bu hayvanlarda da eğitimden gelen önemli davranış farklarının olduğu düşünülebilir. Bununla birlikte etologlar (hayvanların tepkilerini inceleyen bilim adamları) in yaptığı deneyler, davranışlarda doğuştan gelen farkların var olduğunu doğrulamaktadır. Gebeliği süresince kendisine erkeklik hormonu testosteron verilen bir anneden doğan dişi maymun yavrusu, oyunlarında hemen sert ve gürültücü bir tutum almaktadır. Daha sonra homoseksüel olacak ve öbür dişilerle cinsel ilişkide bulunmayı deneyecektir. Bu olaylar erkek ve dişi arasındaki davranış farklarının büyük bir oranda doğuştan olduğunu ve embriyonun gelişmesinin belirli bir anında erkeklik hormonu testosteronun varlığına ya da yokluğuna bağlı olduğunu göstermektedir. İnsanlar üzerinde bu konuda objektif bilgiler elde edebilmek çok zordur. Bu yüzden ancak benzetme yoluyle sonuca varmakla yetinmek ve davranış farklılaşmasının oluşum sürecinin Makaklardaki gibi olduğunu varsaymak gerekmektedir.
Adet süresi sırasında dölyatağının, döllenmiş yumurtacığın yuvalanacağı bölümünde mukoza kalınlaşır ve kan miktarı artar.
Bu Sayfayı Arkadaşlarınıza Gönderin..!









Leave a Reply