Bağlantılar

Arşivler

Bağlantılar


« Embriyonun Gelişme Süresince Cinsel Hormonların Gücü | Main | Cinsel Gelişimde Davranış Farkları »

Cinsel Hormonların Etkinlik Biçimi

By admin | Nisan 26, 2008

İnsanların Cinsel Hormon Biçimiİnsan yapısının cinsel gelişmesinde bozukluk meydana getirebilecek aksak­lıkların tümü birlikte dikkate alınacak olursa, cinsel açıdan anormal kişilerin çok az olması gibi oldukça şaşırtıcı bir sonuçla karşılaşılır. Bununla birlikte bir noktayı unutmamak gerekir. Cinsel alana ilişkin olayların tek başlangıç noktası cinsel bezlerin (, ) etkinliği değildir. Gerçekten de bunlar görevlerini bağımsız bir biçimde yerine getiremez­ler ve kafa içinde bulunan hipofiz bezi tarafından salgılanan düzenleyici hor­monların sürekli etkisi altında bulunur­lar. Beyine bir kökle bağlanan hipofiz bezi düzenli bir cinsel işleyişi sağlamak için gerekli bilgileri doğrudan doğruya beyinden alır. Bu yüzden merkezdeki beyinle, çevresi arasında karmaşık bir bilgi aktarma olayı vardır. Söz konusu aktarmayı gerçekleştiren çeşitli işleyiş biçimleri daha embriyon aşamasında ortaya çıkarlar. Fakat bu olay günümüzde henüz tam anlamıyla açıklığa kavuşmuş değildir ve üreme ile ilgili anatominin oluşumu kadar karma­şık bir gelrşim gösterdiği kabul edil­mektedir.
Dölüt (fetüs) üzerinde birbirinden farklı hormonların etkisini inceleyen araştır­macılar inceledikleri hayvan türüne göre birbirinden çok değişik bilgiler elde etmişlerdir. Fakat bu araştırmalar­dan genel bir kural çıkartmak, henüz olanak dışı kalmaktadır. Günümüzde varılan bilgi düzeyini kısa bir biçimde de olsa, gözden geçirmek, karşılaşılan güçlüklerin ne büyük oranda olduğunu ortaya koyacaktır.
Balıkların embriyonunda ve ikiyaşayış-lıların larvalarında karşıt cinsin hor­monlarının (dişiler için erkeklik hormo­nu, erkekler için dişilik hormonu) etkisi cinsin yön değiştirmesine yol açmakta­dır.
Bu konuda, ikiyaşayışlıların larvaları üzerinde gerçekleştirilmiş çok ilginç deneyler vardır. Larvaların üreme bez­lerinde erkek ve dişi cinsiyet bezi taslakları bulunur. Söz konusu oluşum­lar, ilik kordonları ye kabuk kordonla­rıdır. Birbirine karşıt cinsin iki larvası birleştirilerek, erkeğin ilik taslağının, dişinin kabuk taslağının gelişmesine önce güçlük çıkardığı, sonra engel olduğu gözlenmiştir.Bu durumu bir başka biçimde belirtmek istersek, dişi larvanın erkekleştiğjni söyleyebiliriz. Buna karşıt bir olayın da meydana gelmesini sağlamak güç de­ğildir. Yani iri bir yumurtalığa sahjp olan bir kurtçuk, küçük bir erbezine sahip bir larva ile parabiyoz (fizyolojik gözlemlere olanak veren özel aşılama) biçiminde birleştirilerek erkek larva dişileştirilir. Bu deneylerden önemli bir sonuç alınmaktadır.Larvanın cinsiyeti kesin olarak ancak başlangıçtaki iki
cinsel taslağın birinin, öbürünün etkin­liğini durdurduğu andan itibaren belir­lenir. Ayrıca cinsiyetin iki eğiliminden birinin üstünlüğü, ancak kimyasal bir oluşum aracılığı ile gerçekleşmektedir. Buna karşılık farede, embriyonlar hor­monsal etkiden yoksun bırakılırsa hepsi dişi farelerin doğumuna yol açar. Bu nedenle insanda olduğu gibi farede de sadece erkeklik hormonlarının varlığı ya da yokluğu sonucunda cinsel organ­lar belirli bir yöne doğru gelişme göstermektedir. Bununla birlikte farede insandan farklı olarak, cinsel gelişme doğum sırasında tamamlanmış durum­da değildir. Bu gelişme yavru ana vücudundan ayrıldıktan sonra tamam­lanır. Bu yüzden fare bu gibi deneyle­rin üzerinde gerçekleştirilmesine son derece elverişli bir yapıya sahiptir. Çünkü cerrahi müdahaleye başvurma zorunluluğu olmadan, anayı ve yavru­yu feda etmek sorunu ortaya çıkmadan farenin cinsel gelişmesini izlemek ola­nağı vardır.
Eğer küçük erkek farenin doğduğu zaman erbezleri alınırsa, bir dişi gibi geliştiği görülecektir. Bu fare, ergin çağa vardığı zaman yumurtalık aşılanır­sa, yumurtalıklar tam anlamıyle bir dişinin yapısında olduğu gibi gelişecek­ler ve hatta normal yumurtacıklar üretebilme olanağına sahip olacaklar­dır. Söz konusu deney, erbezleri alın­mamış bir fare üzerinde ya da erbezleri alınmış olmakla birlikte doğumdan itibaren testosteron verilerek hormon­sal dengesi tekrar sağlanmış bir erkek fare üzerinde yapılırsa, benzer bir sonuç elde etmek olanağı yoktur. Bazı biyoloji uzmanları tarafından bu birkaç gözleme dayanan daha sistema­tik çalışmalar yapılmıştır. Deneyler, ikisi erkek farelerden, ikisi dişi fareler­den oluşan dört grup fare üzerinde uygulanmıştır. Dişi farelerin birinci bölümü erbezi aşılanmış ve yumurta­lıkları alınmıştır. Dişi farelerin ikine) bölümüne yine erbezi aşılanmış, faka* yumurtalıkları çıkartılmamıştır. Erkek farelerin birinci bölümünün erbezleri alınmış ve yumurtalık aşılanmıştır. Er­kek farelerin ikinci bölümüne ise, sadece yumurtalık aşılanmıştır.
Görüldüğü gibi erkeklik hormonu dişi­lik hormonu üzerinde açık bir üstünlük sağlamaktadır. Çünkü yumurtalıklar ve erbezleri bir arada bulunduğu zaman, fare erkek olsun ya da dişi olsun yumurtalıkların büyümesinin önüne ge­çildiği halde, erbezleri olağan biçimde gelişmektedirler. Bu deneysel incele­menin sonuçları, sadece erkeklik hor­monlarının yokluğunun, dişi cinsi belir­lediğini öne süren kuramı doğrulamış­tır.
Bu alandaki başka deneyler de, ilginç bilgiler öğrenmemize olanak vermiştir. Bu bilgiler şöyle sıralanabilir:
* Doğumdan itibaren erbezleri alınmış ve bunun sonucu olarak bir dişi gibi gelişmiş olan erkek fareye, şırınga ile erkeklik hormonu testosteron verilmesi ona erkek cinsine özgü davranış sağla­mak için yeterli olmaktadır.
* Hiç bir cerrahi müdahale yapılma­mış olan ergin bir erkek fareye şırınga ile dişilik hormonları verilince, bu farenin bir dişi gibi davranışlarda bu­lunmadığı görülür.
* Doğduğu zaman erbezleri alınan bir erkek fareye eğer bu işlemden hemen sonra şırınga ile erkeklik hormonu testosteron verilir ve fare ergin devreye eriştiği zaman da yine testosteron iğnesi yapılırsa davranışları erkek gibi olur.
* Doğduğu zaman, aynı işlemler uygulanan fakat ergin devrede dişilik hormonları verilen bir farenin davranış­larında sadece geçici süreli birkaç değişikliğin ortaya çıktığı görülür.
* Hiç bir müdahale yapılmayan ve şı­rınga ile erkeklik hormonları verilen bir dişi farenin davranışlarında, sadece çok hafif bozukluklar ortaya çıkar ve bunlar çabucak kaybolur.
* Doğumdan hemen sonra şırınga ile erkeklik hormonu testosteron verilen bir dişinin davranışları hiç bir zaman normal bir dişi faredeki gibi olmaya­caktır. Yani hiç bir zaman erkek arzuladığı belirli bir devre olmayacak, cinsel birleşmede bulunmayacak ve yavru doğurmayacaktır.
Ortaya çıkan bu sonuçlardan anlaşıldı­ğı gibi, erkeklik hormonu testosteronun varlığının ya da yokluğunun etkisi, sadece cinsel organların oluşumu üze­rinde değil, fakat davranışlar üzerinde de görülmektedir. Zaten, ruhsal yaşan­tının gelişmesi bu cinslere göre büyük değişiklikler göstermektedir, öte yan­dan, bu olaylar tehlikeli bir devrenin var olduğunu, bu süre boyunca yukarı­da sözünü ettiğimiz testosteron hor­monunun vücudun sinirsel işlevlerinin gelişmesini etkilediğini göstermektedir (bu süre farelerde ilk altı gündür).
Nihayet erkeklik ve dişilik hormonları­nın uyarıcı bir gücü olduğu ve davra­nışlarda geçici bir biçimde değişiklik yaptıkları anlaşılmaktadır. Ancak bu özelliği erkeklik hormonu testostero­nun ilk altı gün boyunca oynadığı rolle karıştırmamak gerekir. İşte bu yüzden, birkaç haftalıkken erbezleri alınmış olan erkek fare erginleşince, vücuduna şırınga ile erkeklik hormonları verilirse, erkeklere özgü davranışlarda bulunma­ya başlayacaktır. Fareye erkeklik hor­monu şırınga edilmesi olayı beyni üzerinde uyarıcı bir etkide bulunmuş ve bu etki farenin gelişiminin ilk günleri boyunca testosteronun işlevini yerine getirebilmiş olması nedeniyle gerçekleşmiştir. Ergin bir dişinin dişilik hormonları östrojenlerin etkinliğine ce­vap verebilecek bir yapıya sahip oldu­ğu ve bu yapının sadece yaşantının ilk günleri boyunca erkeklik hormonu alın­mamış olması olayına dayanmadığı bilindiğine göre, sözünü ettiğimiz de­neylerin sonuçlarına dayanarak testos­teronun sinir sistemi üzerinde olduğu kadar, cinsel organların meydana geli­şinde de etkisi olan tek cinsiyet hormonu olduğunu öne sürebiliriz. * insan yapısı üzerinde araştırma yapmak çok daha zor olup fareler üzerinde çalışırken ortaya çıkmayan bir takım sorunlarla da karşılaşılır. İlkin daha önce sözünü ettiğimiz deneyleri bir çocukta gerçekleştirmek tabii ki olanak dışıdır. Sonra insanda cinsel ayırıma ilişkin her türlü oluşum süreci, dölyatağı içi yaşantı boyunca meydana gelir. Bununla birlikte insan embriyonunun da tehlikeli devreler geçirdiğini sapta­mak olanağı elde edilmiştir. Ancak bu devrelerin oluşum zamanlarını tam olarak belirleyebilmek yine de güç bir sorun olarak kalmaktadır. Çocuk dünyaya geldiği zaman, tam anlamıyle cinsel yapıya sahiptir. İşeme, üreme ve salgılama sistemleri kusursuz olarak oluşmuştur. Ancak geçirdiği tehlikeli devreler, aynı zaman bölümü içinde meydana gelmediği için, bu sistemlerden bir tanesinde bozukluk görülmesi olayı ile sık sık karşılaşılır. Bu yüzden, üreme organlarında doğuş­tan bir bozukluk olan bir çocuk, salgı sistemi açısından tam anlamıyle nor­mal durumda olabilir. Bunun tersi de olabilir. Çoğu kez hipofiz bezinin aşırı bir biçimde salgılanmasına bağlı bo­zukluklar, geç bir süre sonra, hatta bazen ergenlik devresinden sonra orta­ya çıkarlar. Bazı uzmanlar ileri sürülen bütün bu yargıların, ilk bakışta inandı­rıcı olmakla beraber, sadece bir takım varsayımlar dizisinden ibaret oldukları­nı ileri sürerler. Bu yüzden bunların kuşkuyla karşılanması gerektiği görü­şündedirler.
Yapısal bakımdan yeterli bir biçimde oluşmuş (yani yapısı 44 XY düzeninde olan) bir erkeğin, sinirsel hormonsal yapısının bozuk bir işleyişe sahip olma­sı olayı ile karşılaşılabilir. Bu durumun sonucunda beliren anormallikler ancak ergin devrede ortaya çıkar. Bunların başlangıç nedenini kesinlikle” belirle­mek olanaksızdır. Gerçekten bu düzen­sizliğe neden olan bozukluğun ne zaman meydana geldiğini kesin olarak bilmek olanak dışıdır. Bu tür olguların ortaya koyduğu sorunların bazıları, bazı klinik gözlemlere dayanılarak ör-nekseme yolu ile çözülmek istenilmiş­tir.
İnsanda ve farede sadece testosteronun varlığı, embriyonun erkek nitelikleri almasına yol açar. Böylece 44 XY oluşumundaki bir yapısı olsa bile, eğer erkeğin cinsel gelişmesini sağlayan androjenden yoksunsa dişi yöne doğru gelişecektir. Dişi bir dölütün gelişmesi ona cinsel açıdan benzeyen annenin hormonsal salgıları yüzünden bir bo­zuklukla karşılaşmaz (fakat annede bazı belirli hastalıkların olması ya da gebelikle bağdaşmayan bir tıbbi tedavi altında olması halleri bunun dışında­dır). Buna karşılık erkek dölütün cinsel gelişimi erkeklik hormonlarının sürekli olarak üretilmesine bağlıdır. Bu da androjenlerin yeteri kadar salgılanma­sını gerektirir. Bunlar çok karışık olu­şum süreçleridir ve erkek embriyon sürekli biçimde, sonuçları düzeltilmesi çok güç tehlikeler doğuran hormon yetersizliği tehdidi ile karşı karşıyadır. Zaten klinik gözlemler üreme ve cinsel davranış bozuklukları gösteren erkekle­rin sayısının sanıldığından çok daha fazla olduğunu göstermektedir.

Kategoriler Cinsel Sağlık, Genel Sağlık, Hastalıklar, Kadın Sağlığı, Üroloji |

Comments