« Doğum Kontrolünün Psikolojik Yanları | Main | Cinsellikte Baskımı Hoşgörü mü.? »
Cinsel İçgüdü Ve Toplumsal Kurallar
By admin | Mayıs 9, 2008
Sağlık Sorunlarınızı Bize Yazın Doktorlarımız Cevap Versin
Cinsel İçgüdü Ve Toplumsal Kurallar Nüfus artışı nedenleri arasında bazı ahlaksal ve dinsel buyrukların da etkili olduğu, ancak bunların uzun dönemde önemli bir rol oynamadıkları bilinmektedir. MÖ. 14 yılında, Roma imparatorluğunun nüfusu 54 milyondu; bugün aynı topraklar üzerinde 300 milyon insan yaşamaktadır. Aynı devirde 70 milyon Çinli vardı; bugün ise Çin’in nüfusu yaklaşık olarak 800 milyondur. 1970′de, Sovyetler Birliği dahil Avrupa’da 642 milyon kişi yaşamaktayken aynı kıtada 195O’de576 milyon, 1900′de 423 milyon 1650′de 103 milyon ve 1000 yılında da 47 milyon insan vardı. Asya kıtasında da rakamlar aynı yıllar içinde Avrupanınkine benzer bir dizi meydana getirir ve sırasıyle 2 milyar 76 milyon, 1 milyar 376 milyon, 857 milyon, 257 milyon ve 212 milyon olarak sıralanır. Bu durumda’ tarihin başlangıcından bu yana, korunma içgüdüsüyle elele veren cinsel içgüdünün inançlara ve yerel törelere karşı gelerek, insan ırkının sayısal gelişimini kolaylaştırmış olduğunu söylemek yanlış olmaz.Sağlık kurallarının ve hekimlik bilgilerinin bilinmediği devirlerde bile doğum sayısı ölüm sayısının üzerindeydi. Savaşların, salgın hastalıkların, açlıkların ve doğal afetlerin olumsuz etkisine rağmen yüzyıllar geçtikçe, doğum oranı ölüm oranını çok gerilerde bırakmıştır. öte yandan kutsal kitapların “üreyiniz ve çoğalınız”,buyruğu da benzer kültür ve dine sahip ülkelerde yüzyıllar boyunca saygı görmüştür. Burada, ulusların tarihsel evriminden ve yaptıkları savaşlardan başka, psikolojik nedenler ve bölgesel özellikler de göz önüne alınmalıdır.
Bir başka gerçek de nüfus artışının ekonomik gelişme düzeyine bağlı oluşudur. Kalkınma yolundaki ülkelerde nüfus büyük bir hızla artmaktadır, örneğin, Hindistan’ın nüfusu 1937 yılında 304 milyon iken, 1965 yılında 483 milyona ulaşmıştır. Aynı süre içinde Çin’de de benzer bir gelişme olmuş, nüfus 452 milyondan yaklaşık olarak 700 milyona yükselmiştir. Bu gelişim kısmen tıbbın gelişmesi ve doğum kontrolü politikasının olmayışı ya da başarısızlığa uğranmasıyle açıklanabilirsede, asıl neden doğum oranının çok yüksek olmasıdır. Kısacası genel bir atom savaşı gibi nüfusu azaltıcı büyük bir olumsuz etkenle karşılaşamadıkça, 2000 yılında yeryüzündeki insan sayısının altı milyarı bulacağı hemen hemen kesin gibidir.
Bireyin temel enerjisi küçük çocukluktan itibaren daha önce sözü çok edilen bir cinsel içgüdüyle birlikte ortaya çıkar. Gerçekten de, cinsiyetin o zamana kadar açıklanmamış bazı çocuksu davranışların ya da tepkilerin kökeninde yer aldığı açıkça anlatılmıştır. Yeni yetişkin bir delikanlı on dört ya da on beş yaşından itibaren bir dişiyi döllemeye hazır durumdadır. Bu olanak genellikle çok ileri bir yaşa kadar varlığını sürdürür. Kadın on beş yaşından elli yaşına kadar çocuk doğurabilir. Bununla birlikte bazı yaşlı çiftlerin utanma veya tiksinme nedeniyle, zevk alamama korkusuyle ya da vücutlarını zayıf düşürecek bir aşırı çabadan kaçınmak amacıyle cinsel yaşamdan uzaklaştıkları olur. Bazı yaşlılık bilimi uzmanları ise aksine ölçülü bir cinsel etkinliğin yaşlılar için de fiziksel ve zihinsel bir denge etkeni olabildiği kanısındadırlar. Cinsel enerji anne ve babanın çoğu zaman yetiştiremeyeceği kadar çok çocuğun doğmasına ya da kadının yaşamını tehlikeye atan gizli ve yasa dışı düşüklere yol açar. istenmeyen çocuklar dünyaya getirmek korkusuyle, cinsel içgüdüler ‘üzerinde istemli bir baskı uygulamak, ağır ruhsal bozukluklara yol açabilir. Derviş, bilge ya da filozof gibi bazı kişiler, normal bir yaşam sürmekle, cinsel itilimlerinin önüne geçmeyi ve bazen de ruhsal yetkinliğe ulaşmak için çaba göstermekle bu itilimleri ortadan kaldırmayı başarırlar. Cinsel eğilimlere karşı direnmede ruhsal dengenin bozulmaması için, tıpkı yukarıda sözü edilen kişiler gibi, kararlı olmak ve onlar gibi davranarak, hem kişinin kendisi bakımından hem de toplum bakımından anlamlı ruhsal değerlere ulaşmak gerekir. Ancak çok az kişi bu başarıya ulaşabilir. Çoğunluk toplum içinde yaşamanın ortaya koyduğu ahlâk yasalarına karşı gelmekten kaçınmakla birlikte içgüdülerine boyun eğer. Gerçekten de cinsel yasaklara saygı, bu kişileri ahlâk dışı eğilimlere ve yasaklara karşı direnmeye iter. Devirlere ve coğrafi bölgelere göre, her toplum, her halk, her kültür bu konuda kendi yaşam biçimine uygun ilkeler ortaya koymuştur. Böylece bazı uygarlıklar evlilik öncesi cinsel ilişkileri yasaklarken, bazıları serbest bırakır, âdeta kolaylaştırır. Bazı toplumlarda ağır şekilde cezalandırılan zina, bazı toplumlarda hoşgörüyle karşılanabilir. Bu tür hoşgörü özellikle Laponlarda ve Kafkasya’nın dağ kabilelerinde yaygındır. Hatta bu toplumlarda, konukseverlik fuhşu diye adlandırılabilecek bir gelenek vardır. Bu geleneğe göre ev sahibi konuğa karısını ya da kızını sunar.
Bu tür fuhuş Avrupa’da aşağı yukarı XII. yüzyıla kadar sürmüştü. Evlilik öncesi cinsel ilişkileri hoşgörüyle karşılayan toplumlar, evliliği kişinin özgür iradesiyle gerçekleştirdiği biçimsel bir sözleşme olarak görürler ve zinayı kabul etmezler. Buna karşılık, bekârete son derece önem veren toplumlar zinayı her ne kadar resmen yasaklasalar da bağışlayabilirler.
Bugünkü dinlerin hoşgörmediği homoseksüellik, Yunanlılarda, erkekler arasında dostluğu yüceltmesi bakımından baş tacı edilmişti. Fransa’da yakın bir geçmişe kadar homoseksüellik, bir rezalete yol açarsa, örneğin herkesin gözü önende cereyan ederse hapisle cezalandırılabilecek bir suç sayılırdı.Bu konudaki ahlaksal ilkelerin devirden devire ve toplumdan topluma değiştiği görülmektedir.
Daha elli yıl öncesine kadar Batı dünyasında cinsel etkinlik sadece evlilik içinde gerçekleşiyordu. Evliliğin amacı da çocuk sahibi olmaktı. Buna karşılık son yıllarda bu konuda yeni bir eğilim belirmiştir. Batı toplumunun bu konuya ilişkin törelerde bir gevşemenin özlemini çektiği görülmektedir. Evlilik cinsel etkinliğin yine de tek yasal biçimi olmakla birlikte, serbest birleşme yavaş yavaş hoşgörüyle karşılanmaktadır. Uzun bir süre evlilik dışı cinsel ilişkinin her biçimini yasaklamış olan baskı kurallarına tepki olarak, bugün Avrupa’da ve Amerika Birleşik Devletlerinde cinsel özgürlüğü savunan eğilimler yaygınlık kazanmaktadır. Eski cinsel yasaklara karşı gelinmektedir. Kuşaktan kuşağa aktarılmış olan bu yasakların kişileri koşullandırdığı ve toplumsal, dinsel ya da ahlaksal buyruklara körü körüne uymaya zorladığı ileri sürülmektedir.
Her uygarlığın kendine göre yasak saydığı şeyler vardır. İnsanlar toplumun ilke olarak kabul ettiği bu yasaklara Sürekli olarak saygı duyarlar. Tabii ki bu ön yargı bazı yasakların akla uygun olması ve bireyin bunları kendi görüşlerine uygun bulup benimsemesi ölçüsünde durum geçerliliğini korur. Cinsel yasaklar için de aynı durum söz konusudur. Cinsel sınırlamanın sakıncaları şu ya da bu biçimde dengelenmeyecek olursa, bu yasakların kökeni üstüne eğilmeye başlayan insanların sayısı durmadan artacaktır. Batı toplumunda törelerin geçirdiği evrim ve bu evrimin yol açtığı çelişkiler ahlâk değerlerinin bağıl değerler olduğunu göstermektedir. Gerçekten de günümüzde birçok değerin önemi değişmiş temel kavramlar alt üst olmuştur. Doğumların bilimsel açıdan kontrolü, cinsellik ilkesini ve nüfus artışındaki rolünü bir kez daha tartışma konusu yapmıştır, insanın çoğalışını sınırlandırma zorunluluğu, cinsel ilişkilerin yalnız çocuk yapma yönüne önem veren her ahlâk anlayışını zararlı sayar. Artık cinsel ilişkiden alınan zevkin de başlı başına bir amaç olabileceği ve eşlerin anlaşmasında olumlu bir etken olabileceği kabul edilmektedir. Bu nedenle cinsel etkinliği evlilik kurumuyla sınırlandırmanın bir anlamı kalmamaktadır. Cinsellik sorunuyle karşı karşıya olan bugünün insanı kendine bazı sorular sormaktadır. Bu sorulara rastgele cevap vermek doğru değildir. Her şeyden önce yasaklamaları ve değer yargılarını bir
tarafa bırakarak cinsiyetin niteliğini, içgüdüsel rolünü ve işlevini incelemek gerekir. Uygarlıklar ve ırklar arasında cinsel etkinliğin çeşitli biçimlerini inceleyen ve hayvanların cinsel davranışını gözleyen uzmanlar bu Konuda hayvan olsun insan olsun hep türün kendine özgü kurallardan yararlandığını meydana çıkarmışlardır.
Kurtlar, tilkiler ve bazı kuşlar monogom (tek eşli) dirler. Bu durum çiftin bir arada yaşamasını gerektirir ve yavrulara güvenlik sağlar. Buna karşılık bazı maymun ırkları poligami (çok eşlilik) düzenini uygulanır- En güçlü ve en tecrübeli erkek rnaymun birçok dişiyi kendine ayırır ve bu dişilerle çiftleşmeye gelen daha genç prkek maymunları kovar. Dişiler bu duruma boyun eğerler; bununla birlikte erkek maymun yokken, genç maymunlarla çiftleşmekten kaçınmazlar. Fakat bu çiftleşmenin çrkek maymun tarafından farkedileceğinPsezecek olurlarsa bağırıp, çağırarak, el, kol hareketleri yaparak genç maymunu kovarlar.
Arılar ve karıncalar da cinsel yaşamları yönünden ilginçtirler. Bu böcek toplumlarında, cinsellik son derece basitleşmiştir. Sadece beylerin ve bütün görevi dişileri dölleyip sonra yok olmak olan bazı erkeklerin cinsel etkinliği vardır. Topluluğun öbür üyeleri cinsel yaşamdan tamamen yoksundurlar. Bunlar yuvayı savunurlar, besin sağlarlar ya da yavruları yetiştirirler. Hayvan türlerinin büyük bir çoğunluğu monogomiye karşı güçlü bir eğilim gösterir. Fareler, inekler, eşekler ve domuzlar üzerinde yapılan deneyler, kendi seçtiği dişiden yoksun bırakılan bir erkeğin kendisine sunulan kızgın eşlerle çiftleşmeyi bazen reddettiğini ortaya koymuştur.
İlk bakışta, her insan ya da hayvan toplumunun cinsel etkinliği başka toplumsal etkinliklerle sınırlamış olduğu izlenimi uyanır. Tarih boyunca insan toplumları, cinsel açıdan ya çocuk yapmaya önem vermişler ve cinsel ilişkinin amacını çocuk yapmak olarak saptamışlardır ya da cinsel birleşmenin amacını cinsel doyum olarak benimsemişlerdir.
Toplumbilim incelemesi gerileme devirlerinin, ahlâksızlığın alıp yürüdüğü devirler olduğunu ortaya koymaktadır, örneğin Bizans ve Roma gibi başarılı bir gelişme sağlamış imparatorluklar son dönemlerinde ahlaksal açıdan büyük bir yozlaşma göstermişlerdir.
Bu Sayfayı Arkadaşlarınıza Gönderin..!
Aradığınızı Bulamadıysanız Aşağıdaki Google Gelişmiş Aramayı Kullanın
Alt Kategoriler: ahlaksal yozlaşma, bekâret nedir, cinsel birleşmenin amacı, Cinsel eğilimler, cinsel içgüdüler nelerdir, cinsel yasaklar, cinsellik, cinsellikte içgüdü, çok eşlilik nedir, evlilik öncesi cinsel ilişkiler, gizli ve yasa dışı düşükler, hayvanların cinsel davranışını, ırkın sayısal gelişiminin kolaylaştırılması, Nüfus artışının nedenleri, Toplum bilim incelemesi, toplumun cinsel kuralları, zina nedir
Üst Kategoriler Cinsel Sağlık, Genel Sağlık, Hastalıklar, Kadın Sağlığı, Ruh Ve Sinir Hastalıkları |
