« Cinsel İçgüdü Ve Toplumsal Kurallar | Main | Kadın Hakları Ve Cinsellik »
Cinsellikte Baskımı Hoşgörü mü.?
By admin | Mayıs 9, 2008
BASKI MI, HOŞGÖRÜ MÜ?
Cinsellik konusundaki en son araştırmalar geleneksel ahlâkı hiç bir şekilde dikkate almamaktır. Bazı psikanalistler cinsel ilişkileri sadece fizyolojik açıdan incelerler. Bazıları da cinsel davranışla psikolojik denge arasındaki ilişkiler üzerinde araştırmalar yaparlar. Bazı araştırmacılar özel ve ortak yanlarını ortaya koymak amacıyle, ilkel toplulukların tutum ve tepkileri üzerinde çalışmalar sürdürürler. Son olarak bir kısım psikanalistler ise insanın alışkanlıkları ya da tepkileriyle hayvan türlerinin davranışları arasında karşılaştırmalı çalışmalar yaparlar.
Bütün bu araştırmalar bir ana kaygıdan doğar. Bu kaygı “hangi itilimlere izin vermeli, hangilerini bastırmalı” şeklinde özetlenebilir. Her insan iki temel içgüdüyü kendi içinde bağdaştırabilecek yeni ilkeler araştırmaktadır. Bu içgüdülerden biri doğaya boyun eğme, öbürü ise töresel yasalara saygı içgüdüsüdür. Görüldüğü gibi cinsellik sorunu her türlü önyargının bir keriara itilmesini amaçlayan çağdaş uygarlık bunalımının ana nedenlerinden birini meydana getirmektedir.
Tıbbın,sağlık bilgisinin, bilim ve tekniğin gelişmesi günümüzün insanına nüfus artışını önleyen ya da doğal kaynaklarla bunları kullananların sayısı arasındaki dengeyi koruyan engellerin çoğunu aşma olanağını vermiştir. Çocuklarda ölüm oranının düşmesi, ortalama yaşam süresinin uzaması ve salgın hastalıkların gerilemesi dünya nüfusunun hızla artmasına yol açmıştır. Doğum kontrolünün henüz yasal hale getirilmemiş olduğu bazı ülkelerde aşırı nüfus artışının ciddi bunalımlar yarattığı görülmektedir, insanlar yaşamaları için gerekli doğal kaynaklardan çok daha büyük bir hızla artmaktadır. Aşırı nüfus artışına yol açan süreci sınırlandırma zorunluğu kendini gittikçe daha çok hissettirmektedir. Bunun ahlâk ilkelerine karşı gelmeden başarmanın tek yolu doğum kontrolüdür. Büyük sanayi ülkelerinde bu sorunun tüm sorumluluğunu bireylerin kendilerine bırakma eğilimi görülmektedir, öbür ülkelerde ise, hükümetler doğum kontrolü sorununu ya kendileri planlarlar ya da bu işi tıbbi veya toplumsal kuruluşlara yüklerler.
Bu konularda yeterli bilgi sahibi olmayan erkekler ve özellikle kadınlar, doğum kontrolünün cinsel zevk üzerinde olumsuz bir etki yapmasından çekinirler. Oysa doğum kontrolünün erkeklerin ve kadınların cinsel etkinliğime ya da içgüdülerine hiç bir zararı olmadığı kesindir. Doğum’ kontrolü sadece çiftlerin, kadının gebe kalabileceği dönemde cinsel ilişkiyi sınırlandırmaları sorununu doğurabilir. Cinsel içgüdü insanoğlunun ilk itilimlerinden biri olmuştur. Bu içgüdü bugün de en eski devirlerde olduğu kadar canlıdır ve etkindir. Herkes bu içgüdüyü benliğinde duyar ve değişik ölçülerde de olsa ona itaat eder. Ancak her cinsel birleşme bir gebelikle sonuçlanmaz. Kadın ancak belirli dönemlerde gebe kalabilir ve yılda birden fazla doğum yapamaz. Eğer cinsel etkinlik her cinsel birleşmeden sonra doğuma yol açsaydı, insan ırkı iki ya da üç kuşak sonra ortadan kalkardı. Gerçekten de, doğal kaynakların nüfusu gittikçe karşılayamaz hale gelişi, doğum kontrolünün ve sınırlandırmasının bütün dünyada kaçınılmaz bir biçimde kabul edilmesi sonucunu doğuracaktır. Doğum kontrolü ilkesinin yakın bir gelecekte kutsal kitapların “üreyiniz ve çoğalınız” buyruğunun yerini alması şaşırtıcı olmayacaktır.Cinsiyetin getirdiği sorunlar karşısında her toplum, her kültür kendi yasalarını uygular. Bu yasalar kişilerde direnmeye yol açabilirler
Bu Sayfayı Arkadaşlarınıza Gönderin..!
Kategoriler Cinsel Sağlık, Gebelik, Genel Sağlık, Hastalıklar, Kadın Sağlığı, Psikoloji |
