Damla Hastalığı,damla nöbetinin tedavisi,İlaçları,teşhisi,muayenesi,belirtileri,hastalığının ortaya çıkış biçimi » By admin » Sağlık,Bitkisel Çaylar

Damla Hastalığı

DAMLA HASTALIĞI

Damla hastalığıgut» ya da «nikris» de denir), hücrelerin çekirdeklerinin yapı taşlarından olan pürinlerin (nükleik asidin yapısına girer) metabolizmalarmdaki bir bozukluğa bağlıdır. Pürinlerin yıkım ürünlerinden biri olan ürik asidin kanda yükselmesiyle yansır. Çoğunlukla kalıtımsaldır ve özellikle şişman kişilerde görülür. En belirgin belirtileri eklemler ve kemiklerle ilgilidir; ama başlıca tehlikesi, yolaçabileceği ciddi böbrek ihtilatlandır.

En yeni buluşlardan yararlanan ve hastaların çoğunluğunda hiç ara verilmeden sürdürülmesi gereken tedavi, bu hastalığın romatizma belirtilerini denetim altına alma ve evrimini durdurma olanağını sağlamıştır. Burada damla hastalığının, ilk olarak ayak başparmağını etkileyen tipik biçimini inceleyeceğiz.
damla-hastaligi
NEDENLERİ

Damla hastalığı, kuramsal olarak besin alınmasındaki bir aşırılığa ya da bedende ürik asit birikmesine bağlı olabilir; bu birikimin nedeni, ya aşırı yapım ya da atılmadaki yetersizliktir.

Eskiden çok beslenmenin sonucu sayılan damla hastalığı, aslında çok ender olarak aşırı beslenmeye bağlıdır. Kuşkusuz, geçmiş çağlarda doymak bilmeyen bir iştahla yenen yemekler, özellikle de çok bol miktarda av eti tüketilmesi, damla hastalığının ortaya çıkışında rol oynamıştır; ancak, tarihte belirtilen çok sayıda ünlü kişide damla hastalığı bulunması, aslında o dönemlerde akrabalararası evliliklerin şıklığıyla açıklanmalıdır.

Gerçekten, hastalık çoğunlukla kalıtımsaldır; ama hasta kişinin çocuklarına geçmesi kesin bir kural değildir. Ayrıca, henüz bilinmeyen bir nedenle, hastalık erkeklerde kadınlardan çok daha sık görülür; kadın hastalar (tümü yaşdönümünden sonra hastalanmıştır), hastaların ancak yüzde 5′ini oluşturur.

Kan ürik asit düzeyinin artması (ürisemi), ürik asidin biyokimyasal ön maddesini oluşturan pürinlerin yıkımmdaki artışa bağlı olabilir.

Alyuvar artışı, kan kanserleri, alyuvar yıkımlı kansızlıklar gibi kan hastalıkları, özellikle kansere karşı kullanılan ilaçlarla tedavi edildiklerinde (yalnızca bu ilaçların kullanılması bile damla hastalığı nöbetlerine yolaçabilir) damla hastalığına neden olabilirler.

Kanser ilaçlarının dışındaki ilaçlar da, kanda ürik asit düzeyini yükseltebilirler; bu nedenle de damla hastalarına verilmemelidirler (özellikle sidik söktürücüler, aspirin, kortizon türevleri).

Damla hastalığı, ürik asidin bedenden atılmasındaki bir bozukluğa (başka bir deyişle böbrek yetmezliğine) bağlı olarak da ortaya çıkabilir ve böbrek yetmezliğiyle birlikte olan kan ürik asit düzeyi yüksekliğinde, hangisinin ötekinin nedeni olduğunu saptamak çoğunlukla güçtür (kan ürik asit düzeyi yükselmesi, böbrek yetmezliğinin ilk biyolojik belirtilerindendir).

Ayrıca, çeşitli hastalıklar (tiroyit yetmezliği, gebelik zehirlenmesi, atardamar yüksek basıncı, yayılma yapmış kanserler, sedef ) kanda az ya da çok önemli ürik asit düzeyi yükselmesiyle birlikte olabilirler; ama bu yükseklik, kural olarak, gerçek bir damla hastalığına yolaçabilecek düzeylere ulaşamaz.

TEŞHİS

Klinik belirtiler

40 yaşlarında şişman bir kişide, ayak başparmağının etkilendiği tipik biçimde, ilk nöbet sırasında ve yalnızca klinik verilere dayanılarak, damla hastalığı teşhisi kolayca konur.

Ağrı, niteleyicidir (şiddetli, dayanılmaz, eritilmiş kurşunla dağlama ya da yakma tipinde); hızla şiddetini artırır ve hastayı gecenin ortasında, sabaha karşı saat 2′de uyandırır. Kesinlikle tek yanlıdır ve şiş, kırmızı, sıcak, ağrının şiddetli olduğu sürece hareket ettirilemeyen ayak başparmağı düzeyinde yerleşir. Buna karşılık, 38°C ateş dışında, genel durumda hiç bir bozukluk yoktur. Ağrı bazen, bir travma, aşırı çalışma, aşırı besin alma ya da kan ürik asit düzeyini yükselten ilaçların alınması sonucunda başlayabilir.

Tamamlayıcı muayeneler

Böylesine tipik bir biçimde bile, teşhisin kesin olarak konması gerekir. Teşhis, daha önce benzer rahatsızlıklar bulunup bulunmadığının öğrenilmesine, kolşisin tedavisi altında belirtilerin hızla gerilemesine, özellikle de kullanılan tekniğe göre ürik asit düzeyinin % 6 ya da 7 mgr’m üstüne çıkmasına dayanır.

Öteki tamamlayıcı muayeneler teşhisten çok, hastalığın evrimini değerlendirmek açısından uygulanmalıdır:

— hastalığa tutulan eklemin röntgen filmi (bu dönemde normaldir);

— sidikte ürik asit çıkarılmasının (ürik asit işeme) ölçülmesi; çok yüksek bulunduğunda, bazı tedavi biçimlerinin uygulanmasını gerektirir;

— böbreklerin röntgen incelemesiyle (damar yoluyla karşıt madde verilerek boşaltım sistemi filmi çekme) bir böbrek ihtilatınm aranması; sidikte albümin ve sidik yolları enfeksiyonu aranması; kanda üre miktarının ölçülmesi;

— damla hastası çoğunlukla şişman ve yemek yiyen biri olduğu için, birlikte bulunabilecek başka bir metabolizma hastalığının aranması (kanda şeker miktarının ölçülmesiyle şeker hastalığı, kan sıvısında yağ ve kolesterol miktarlarının ölçülmesiyle kan yağ düzeyi yüksekliği).

EVRİM

Bu birinci nöbetin evrimi önceden kestirilemez; çünkü, uzun süre iyi katlanılan tek damla hastalığı nöbetinden, hızla böbrek yetmezliği ihtilatının eklendiği süreğen damla hastalığına kadar çeşitli evrim biçimleri görülebilir. Bazen bir daha tekrarlamayan tek bir nöbet sonrasında, her şey düzene girer; o zaman sürekli tedavi, kan ürik asit düzeyini normal sınırlarda tutarak denetim altına almayı sağlar.

Aslında, özellikle tedavinin iyi izlenmediği durumlarda, çoğunlukla yılda 3-5 kez (özellikle ilkbaharda ve sonbaharda) yeni nöbetler belirir. Bazen bu nöbetlerden önce, aynı hastada her zaman birbirinin aynı belirtiler (karıncalanma, hareket güçlüğü, bir ayak başparmağının hacminde artma) ya da daha genel bozukluklar (baş ağrısı, huzursuzluk, sindirim bozuklukları) ortaya çıkar. Bu yeni nöbetler, birincisine az ya da çok benzerler; ama genellikle, evrim ilerledikçe özelliklerini yavaş yavaş yitirirler: Ağrı daha az şiddetlidir; daha yavaş geriler; ayak başparmağının dışındaki eklemler (ayak, diz, el, dirsek) de hastalıktan etkilenirler. Ama başparmak dışındaki bu eklemlerin hastalıktan etkilenmesi, her zaman bakışımsızdır.

Süreğenliğe geçiş

Nöbetlerin tekrarlaması, süreğenliğe geçişin belirtisidir. Süreğenlik tofüslerin, eklem yıkımlarının ve böbrek ihtilatlarının ortaya çıkmasıyla belirlenir.

Tofüsler, çeşitli dokulardaki ürik asit depolaşmalarıdır; genellikle evrimin ilk 5-10 yıllarında açığa çıkarlar. Sert ve ağrısız, sarımsı beyaz renkli, incelmiş derialtmda görülen, az ya da çok sayıda ve röntgen filmlerinde hafifçe saydamsız olan derialtı şişlikleridir. Kulak memesi düzeyinde, eklemlerin çevresinde, kirişlerin çevresinde ya da içlerinde (ayaklar, eller, dirsekler, Asil kirişi, diz) yerleşirler. Hacimleri büyüdüğünde biçim bozukluğu yapabilir ya da sakat bırakıcı işlevsel bir rahatsızlığın kaynağı olabilirler. Bazen iltihaplanabilir ve yaralaşabilirler; ama irinleşmezler, yaradan beyaz bir madde sızar.

Eklemin hastalıktan etkilenmesi (eklem hastalıkları) ürik asit billurlarının eklemlerde ya da eklemlerin yakm çevresinde birikmesine bağlıdır; ayak, diz, el, dirsek eklemleri hastalanabilir; gene her zaman için bakışımsız olarak, işlevsel yetersizlik derecesi çeşitlidir (sertlik, dinlenmeyle geçen ağrı, eklem şişliği).

Röntgen filminde, 3 belirti topluluğundan oluşan anormallikler hastalığa özgüdürler:

— kemiklerin kabuk bölgelerinde erime ve ekleme yakın bölgelerinde yaygın kireç yitimi (en niteleyici bulgu ise, tek ya da çok sayıda, çeşitli büyüklükte, bazen büyük boyutlara ulaşabilen, zımba ile delinmiş gibi kemik boşluklarıdır);

— kıkırdak yıkımı nedeniyle eklem aralığının daralması,

— kemik çıkıntıları (eklem çevresinde papağan gagası biçiminde yeni kemik yapımı görüntüleri).

Bu bozunlar özellikle ayak başparmağının ayak tarağı parmak kemiği eklemi düzeyinde görülürler; ama öteki eklemler de hastalıktan etkilenebilir ve bazen önemli kemik yıkımlarıyla birlikte olabilirler; o zaman bozunlar kalıcıdır.

Böbrek ihtilatları

Hastalığın başlıca tehlikesini oluştururlar. Sık raslanırlar; ama erken teşhis, özellikle de uygun bir tedaviyle korunma, süreğen böbrek yetmezliğine doğru evrimi önleyebilir.

Böbrek dokusunun ürik asitle kaplanması

Erken başlar ve hastalığın evriminin değişmez bir parçasıdır; ama klinik belirtilerinin gizli, evriminin de yavaş olması nedeniyle, böbrek yetmezliğinin ilk belirtilerinin açığa çıkışını gözlemek amacıyla laboratuvar incelemelerine başvurmayı gerektirir. Böbrek yetmezliğinin ilk belirtileri şunlardır: Albümin işeme; kan üresinin yükselmesi; böbreklerin boşaltma yeteneğinin azalması.

Sidik yollarında ürat çökelmeleri

Böbrek için en ciddi tehlikeyi oluştururlar; çünkü, böbrek sancısı nöbetleriyle ortaya çıkan taşların kaynağını oluştururlar. Çoğunlukla damla hastalığının ilk belirtilerinden çok önce görülebilirler ya da hastalığı açığa çıkarıcı belirtiyi oluştururlar. Böbreklerden kamışa doğru yayılan şiddetli ağrılarla yansırlar. İki yanlıdırlar, tekrarlayıcıdırlar, sidikte kan bulunmasıyla birlikte olabilir ve işerken bir taş çıkarılmasıyla sonuçlanabilirler. Aslında damla hastalarının böbrek taşı çoğunlukla belirti vermez; ürat taşları hazırlıksız röntgen filmlerinde görülmedikleri için, bu hastalarda her zaman, damar yoluyla karşıt madde verilerek boşaltım sistemi filmi çekme, temkinli bir tutum olur. Taş daha çok, sidiğiyle bol miktarda ürik asit çıkaran hastalarda bulunur.

Taş, böbrek çalışmasını 2 etkiyle bozabilir: Sidik yollarında bir tıkanıklıkla (bir taş sidik borularında takılır ve sidik çıkarılmasını engeller); sidik yolları enfeksiyonuyla (sık raslanır; yukarı kesiminde böbrek havuzcukları aradokusu iltihabına yolaçma tehlikesi vardır; bu nedenle, damla hastalarının sidiklerinde hücre ve bakteri incelemeleri yapılmalıdır).

HASTALIĞIN ÖTEKİ BİÇİMLERİ

Teşhisi kolay olan, ilk olarak ayak başparmağının hastalıktan etkilendiği ivegen biçimin yanısıra, daha az görülen klinik biçimler de vardır. Bunlarda ya ağrının şiddeti (çok şiddetli olabileceği gibi orta şiddette de olabilir) ya da eklem hastalanmasının alışılmışın dışındaki yerleşimi, teşhisi başka yöne sürükler.

Hastaların yüzde 20’sinde ilk nöbet, ayak başparmağından başka bir eklemde yerleşir:-Eklem içine sıvı sızması (hidrartroz) sonucu biçimi bozulan diz; ayak bileği; daha ender olarak kalça. O zaman, teşhisin konması daha güçtür. Hastalığın kesinlikle tek yanlı olması ve kolşisin verilmesiyle yatışan ağrının nitelikleri, damla hastalığını akla getirir.

Çok daha yanıltıcı, ama çok da .daha ender ras-lanan başka bir biçimde, hastalığın daha başlangıcında çok sayıda eklem hastalanarak, ateş yükselmesiyle birlikte yaygın eklem iltihabı yerleşir; ayaklar, eller, dizler ve dirsekler şiş, sıcak ve ağrılıdır; o zaman, hastanın özel yapısı, başlangıcın apansızın olması ve geceleri ortaya çıkışı, belirtilerin bakışımsızlığı, çoğunlukla ayak başparmağının etkilenmesi anımsatıcı belirtiler olmakla birlikte, hastalık öteki romatizma tipleriyle kanştırılabilir.

Lesch ve Nyhan sendromu, bütünüyle ayrı incelenmesi gereken bir sendromdur. Genç yaşta önemli zeka geriliğiyle, sinirsel bozukluklarla ve hastanın kendi kendini sakatlamasıyla (dudaklarını yaralar ve parmaklarını ısırır) yansıyan ve çok ender raslanan ailesel bir hastalıktır. Kalıtımsaldır; yalnızca erkeklerde görülür. Pürinlerin metabolizmalarında gerekli bir enzimin eksikliği nedeniyle aşırı ürik asit yapımına bağlı olarak, kan ürik asit düzeyinin aşırı yükselmesiyle nitelenir. Bu sendrom, sözcüğün tam anlamıyla damla hastalığının çerçevesi içine girmezse de, bazı kalıtımsal damla hastalıklarının benzer mekanizmalarını aydınlatır.

AYIRICI TEŞHİS

Hastalığın yerleşim özelliğine ve evrim dönemine göre bazı güçlükler çıkarır.

Ayak başparmağına ivegen yerleşme, hastalığı akla getirmeye yeterlidir. Olsa olsa bir nasırın iltihaplanmasıyla kanştırılabilir. Buna karşılık, bir başka eklemin tek başına hastalanması, geleceği daha ciddi olan ivegen irinli eklem iltihabını akla getirebilir. İvegen eklem romatizmasının, ilerleyici süreğen yaygın eklem iltihabının, belsoğukluğuna bağlı eklem iltihaplarının özellikle tek eklemi etkileyen biçimleri, klinik ve biyolojik belirtileriyle damla hastalığından kolayca ayırdedilirler: Kan ürik asit düzeyi normaldir ve iltihabın önemini açığa çıkaran laboratuvar incelemeleri (kanın çökme hızının artması, fibrin düzeyi) çok daha belirgin biçimde bozulmuşlardır. Ayrıca, bu hastalıkların kendilerine özgü belirtileri vardır (ivegen eklem romatizmasında antistreptolizinlerirı yüksekliği; ilerleyici süreğen yaygın eklem iltihabında Waaler-Rose ve Latex testlerinin pozitif çıkması).

Aslında, damla hastalığından ayırdedilmesi en güç hastalık, eklem kıkırdaklarının kireçlenmesidir (kireç gutu); çünkü, her iki hastalık benzer klinik belirtiler verirler ve ikisinin de kolşisine duyarlığı aşağı yukarı eşdeğerlidir. Ayırdedici öğeler, kıkırdak kireçlenmesinde kan ürik asit düzeyinde yükselme olmaması ve döntgen filmlerinde eklem içinde ince kireç birikimleri bulunmasıdır. Ayrıca teşhis, eklemden iğneyle alman sıvının incelenmesine dayanır. Damla hastalığında bu sıvı, ürik asit bakımından zengindir.

Daha başlangıcında çok sayıda ekleme yerleşen damla hastalığı karşısında, bir ivegen eklem romatizması (biyolojik belirtileri çok değişiktir) ya da enfeksiyon sonrası bir başka romatizma (evrimi bambaşkadır) olasılıkları kolaylıkla bir yana bırakılabilir. Romatizmamsı yaygın eklem iltihabı, başlangıçta daha güç sorunlara yolaçabilir: Bazen yerleşimi bakışımsızdır; ağrılar özellikle geceleri belirir; klinik belirtiler çoğunlukla özel biyolojik belirtilerden önce açığa çıkar. Öteki romatizmalarsa ( sedefle birlikte giden romatizma, peryodik hastalıkla birlikte giden romatizma) ya çok ender görülürler ya da gerçek teşhis sorunlarına yolaçmayacak kadar, damla hastalığından farklı hastalıklardır.

Her damla hastasına özel beslenme rejimi uygulanır. Ringa balığı, sardalya, hamsi, kabuklu deniz ürünleri, havyar, mantarlar, sakatat, av etleri ve alkollü içkiler gibi protein bakımından zengin besinler yasaklanarak, kan ürik asit düzeyi düşürülmeye çalışılmalıdır.

Ayrıca, kan ürik asit düzeyini düşüren ilaçlar kullanma nedeniyle, kan ürik asit düzeyi normal ya da normalin altında bulunan gerçek bir damla hastalığından sakınmak gerekir; bu durumda, biyolojik ölçümlerin tekrarlanması zorunludur. Tersine, başka bir romatizma hastalığı karşısında, birlikte bulunabilecek bir böbrek yetmezliği nedeniyle kan ürik asit düzeyinin yüksek bulunmasının, damla teşhisine yöneltmesinden de kaçınılmalıdır.

TEDAVİ

Damla hastalığının ortaya çıkış biçimi ve ürik asit metabolizması bozuklukları konusunda son yıllarda gerçekleştirilen buluşlar, tedavide büyük ilerlemeler sağlamıştır. İvegen nöbet sırasında mutlaka kolşisin kullanmak gerekirse de, metabolizma bozukluğunun temel tedavisi unutulmamalıdır.

Nöbetin tedavisi

Nöbetin ilk saatlerinde, hattâ haber verici belirtilerinin ortaya çıkmasıyla (damlalı hasta, haber verici belirtileri çok iyi tanır; çünkü aynı hastada her zaman aynı belirtiler gözlenir) hemen tedaviye başlanmalıdır. Nöbet tedavisine yüksek dozla başlanır ve bozuklukların yitmesinft kadar, azalan dozlarla sürdürülür.

Kolşisin, damla nöbetinin tedavisinde başlıca ilaçtır. İlk günlerde yüksek dozlarla, sonraki günlerde de nöbetin geçmesine kadar, daha düşük dozlarla verilir. İlaç dozları her hasta için değişiktir; zehirleyici doz (sık sık ishale yolaçar; ama ishal, afyon türevleriyle ve sentetik ishal önleyicilerle kolayca tedavi edilir), tedavi dozuna yakındır. Kolşisin, hastalığın ağır biçimlerinde ya da sindirim sisteminde yan etkilere yolaçması durumunda damar içi yoldan verilebilir (ama, önce hastada atardamar yüksek basıncı ve böbrek yetmezliği bulunmadığı kesinlikle saptanmalıdır). Kolşisin, ürik asit çıkarılmasına ve kan düzeyine etkisizdir, doku düzeyinde ve iltihap önleyici olarak etkilidir.

Ender raslanan kolşisine dirençli damla hastalığında, gene çok etkili bir ilaç olan fenilbütazon kullanılabilir. Fenilbütazonun kas içi, ağız ya da göden barsağı yoluyla kullanılmasında hiç bir fark yoktur. Yalnızca, ülserlilere verilemez. Metyazınik asit ya da indometasin gibi daha yeni iltihap önleyiciler de etkilidirler.

Kortizon türevleriyse, çoğunlukla etkili olmalarına karşın, damla hastalığında kullanılmamalıdırlar.

Temel tedavi

Yeni nöbetlerin önlenmesi açısından son derece önemlidir. Etkili olabilmesi için, hekim ile hasta arasında sıkı bir işbirliğini gerektirir; çünkü kesintisiz olarak sürdürülmelidir. Tedavi olanakları 2 çeşittir: Beslenme rejimi; ilaçlar.

Beslenme rejimi

Her hastaya uygulanmalıdır; her şeyden önce, çoğunlukla hastalıkla birlikte olan şişmanlığın giderilmesini ve kan ürik asit düzeyini düşürmeyi amaçlar; balıklar (ringa, sardalya, hamsi), havyar, mantarlar, sakatat, av etleri ve alkollü içkiler gibi pürin bakımından zengin besinler, bir nöbete yolaçma tehlikelerinden ötürü yasaklanırlar.

İçme suyu (günde en az 2 litre) ve alkali su (bikarbonatlı ya da mineralli; günde 1/2 litre) biçiminde bol miktarda sıvı alımıyla bol sidik çıkarılmasının sağlanması temel kuraldır. Alkali sidik çıkarımı, ürik asitin sidik yollarında billurlaşmasını engelleyerek böbrek sancısı nöbetlerinin ortaya çıkmasını önler. Kolşisin tedavisinin de zorunlu tamamlayıcısıdır.

İlaçlar

Damla hastalığının metabolizma bozukluğunun temel tedavisinde üç grup ilaç kullanılır: Bedenden ürik asit çıkarıcı ilaçlar; ürik asit yapımını önleyici ilaçlar; ürik asidin yıkımını hızlandırıcı ilaçlar. Bedenden ürik asit çıkarıcı ilaçlar, sidikle ürit asit çıkarılmasını artırarak kan ürik asit düzeydi* düşürürler. En çok kullanılanlar probenesit vianziodaron’dur. Hastanın geçmişinde böbrek salahları, böbrek yetmezliği ve sidikle aşırı ürat çıkarılmasıyla giden damla hastalığı bulunması durumunda kullanılmazlar.

Önce mutlaka kolşisin (1 mgr/gün) tedavisi uygulamak gerekir. Bu tedavi, düzenli olarak birlikte uygulandığı sidik söktürücü tedaviye karşın, böbrek’ sancılarına yolaçabilir. Ayrıca, kolşisinin etkisini, aspirin alınması engeller.

Başlıcaları alopürinol ve orotik asit olan ürik asit yapımını önleyici ilaçlar, ilk aylar boyunca ivegen nöbetlere yolaçabilirler; bu yüzden, başlangıçta kolşisin tedavisiyle birlikte verilirler (kolşisin daha sonra kesilir). Özellikle bedenden ürik asit çıkarıcı ilaçların kullanılamadığı durumlarda yararlıdırlar.

Ürik asidin yıkımını hızlandıran ilaçlar, damla tedavisi alanının son ürünleridirler.Günümüzde kullanılan bu grubun tek ürünü, bir mantardan elde edilen bir enzim olan üratoksidazdır. Yalnızca iğne olarak verilebilir. Etkilerini değerlendirmek ve gerektiği durumları belirlemek için henüz yeterli süre geçmemiştir.

Biçim bozukluğuna ya da önemli işlevsel rahatsızlığa yolaçan tofüs durumunda cerrahiye başvurmak gerekir. Bir nöbete yolaçma tehlikesi bulunan ameliyat, kolşisin kullanımı altında yapılmalıdır. Belirti vermeyen kan ürik asit düzeyi yüksekliğinin tedavisi tartışmalıdır. Uzmanların çoğu, daha sonra bir damla hastalığı gelişmesinin sıklığını gözönürie alarak, kan ürik asidinin yüzde 9-10 mgr’ı geçtiği kişilerde, koruyucu olarak ürik asit frenleyici ilaçlar verilmesinde birleşmektedirler.

SONUÇ

Damla hastalığı çağımızın hastalıklarından biridir. Sık raslanır; ortaya çıkışını ve evrimini şişmanlık kolaylaştırır.

Ürik asit metabolizmasındaki kalıtımsal bozukluklarla ve ikincil damla hastalıklarının ortaya çıkışıyla ilgili yeni buluşlar, tedavi alanını zenginleştiren yeni ilaçların hazırlanmasına katkıda bulunmuştur. Kan ürik asit düzeyinin düşürülmesiyle ve ürik asit yapımını önleyici ilaçlar sayesinde, günümüzde hastalığın süreğen romatizmaya doğru giden evrimini engellemek ve böbrek ihtilatlarının belirmesini önlemek olanağı vardır. Ama bunun için, titiz bir başlangıç bilançosu sayesinde, tedavi her hastaya özel olarak uyarlanmış olmalı ve hiç kesintisiz sürdürülmelidir.

About the Author

admin

Leave a Reply

You can use these XHTML tags: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <blockquote cite=""> <code> <em> <strong>