« Evlilik Öncesi Cinsel İlişkiler | Main | Evlilik Dışı İlişkiler »
Evlilik İlişkileri
By admin | Mayıs 12, 2008
Sağlık Sorunlarınızı Bize Yazın Doktorlarımız Cevap Versin
EVLİLİK İLİŞKİLERİ
Çok eski zamanlardan beri bütün ülkelerde evlilik sırasında cinsel ilişki yasal bir nitelik kazanmıştır, iyi örgütlenmiş her toplumda aile temel birim kabul edildiğinden, eşler birbirlerini destekler ve her konuda olduğu gibi, cinsel alanda da işbirliği yaparlar. Bununla birlikte eski ataerkil aile düzeninde cinsel doyumun yalnız erkeklere tanınmış bir ayrıcalık olarak kabul edildiğini hatırlamak gerekir. Bu düzende kadınların cinsel ilişki sırasında pasif kalmaları, eşlerinin kendilerini sevmesine izin vermekle yetinmeleri gerektiği görüşü yaygındı. Bugün, kişiliğine sahip çıkan kadın, cinsel ilişkilerde de kendini etkin bir eş olarak kabul ettirmektedir. Hemen belirtelim ki evli erkeklerin ancak yüzde 85′i cinsel etkinliklerini karılarıyle cinsel birleşm/e yoluyla gerçekleştirirler. Geride kalaın yüzde 15 oranındaki etkinlik mastürbasyon, uykuda meni gelmesi, evlilik dışı heteroseksüel ya da homoseksüel ilişkiler arasında dağılır.
Kinsey’e göre, toplumun alt tabakalarından olan erkekler, evlilik yaşamının ilk yıllarında cinsel etkinliklerinin yüzde 80′ini evlilik çevresi içinde yerine getirirler. Elli yaşına ulaşıldığında bu oran yüzde 9O’ı geçer. Buna karşılık, toplumun üst tabakalarından olan erkeklerde oran ilk yıllarda yüzde 85 iken, elli beş yaşına doğru yüzde 65′e düşer. Mesleğin ve toplumsal durumun, mali olanakları geniş erkeklerin davranışı üzerinde belirli bir etkisi vardır. Maddesel başarıları onları genellikle evlilik dışı ilişkiler kurmaya isteklendirir: Karılarıy-le olan duygusal bağlarında bir gevşeme olmadığı, hatta yıllar geçtikçe bu bağlar güçlendiği halde, bu erkeklerin karıla-rıyle olan fiziksel ilişkileri azalır. Hatta bazen evlilik birliği çocukların varlığı nedeniyle sürdürülür. Evllilik yaşamında cinsel ilişkilerin sıklığı kişilerin yaşına göre değişir. Genç çiftlerde, haftada yaklaşık olarak üç birleşme; otuz yaşlarındaki çiftlerde iki birleşme; kırk yaşındakilerde, haftada bir ya da iki birleşme; elli yaşına doğru ise on iki günde bir birleşme görülür. Bu ortalamalar çok sayıda kadının açıklamalarına dayanılarak hazırlanmıştır. Erkeklerde, söz konusu sıklık oranı biraz daha yüksektir. Arria bazı özel durumları da hesaba katmak gerekir, örneğin, çoğu genç karı kocalar günde bir ya da iki kez cinsel birleşmede bulunurlar. Erkeklerin verdiği bilgiler, cinsel birleşme ortalamasının daha yüksek olmasını kadınların isteksizliğinin engellediği yolundadır. Evli genç kadınlar da, genellikle kocalarının aşırı ateşli olmasından yakınırlar. Otuz yaşından yukarı çiftlerde ise durum genellikle tersinedir: Koca cinsel birleşme konusunda karısından daha az isteklidir. Bu durum kadında cinsel doyumsuzluğa yol açar. Bu çözülme çiftlerde uyumsuzluğa ve boşanmaya yol açan önemli nedenlerden biridir.
Kadının cinsel etkinliği benimseme süresinin kısa ya da uzun olması, birbirinden güçlükle ayırdedilebilen fiziksel, ruhsal ve toplumsal nedenlere bağlıdır.
Kadının ilk gençliğinde edindiği ve ancak ağır ağır kurtulabildiği sınırlamalar davranışını önemli ölçüde frenler. Namuslu bir kadına yakıştırmadığı, ayıp diye nitelediği davranışları ancak zamanla doğal olarak değerlendirmeye başlar. Üstelik, törelerin gevşemesi, kız lık zarının yırtılması nedeniyle duyulacak acının korkusunu henüz tamamen ortadan kaldırmamıştır. Bu yersiz korku eskiden, istemedikleri erkeklerle evlendirilen genç kızlarda çok sık görülürdü. Bu sorunlar, henüz tam cinsel bağımsızlığa ulaşmış bir kadınlar kuşağı üzerinde araştırma ve anket yapma olanaklarının bulunmayışı nedeniyle cevaplandırılması güç sorulara yol açmaktadır. Bununla birlikte bazı değerlendirme öğelerinden yararlanılabilir. Erkek meni gelmesi ve cinsel doyumla sonuçlanan bir uyarı evresinden geçer ve bu evrenin sonunda penis yumuşar. Cinsel birleşme sırasında kadın bazen pasif bir tutum takınır. Birçokları sadece çok hafif bir coşku duyarlar; yeterince uyarılmış bazı kadınlar ise, dölyolu genişlemesinin ve mukus salgılanmasının gerçekleşmesine rağmen, cinsel doyuma erişemezler. Bu durumda, halk dilinde, soğukluktan söz edilir. Ama bu terim kadındaki “cinsel doyum yokluğunu” doğru olarak tanımlamaktan uzaktır. Soğukluğun özel bir fizyolojik yapıdan, yetersiz bir hormon metabolizmasından ya da çocuklukta edinilmiş bir cinsel korkudan ileri geldiği düşünülebileceği gibi, ataerkil düzende cinsel birleşme zevk alma ilkesinden çok çocuk dünyaya getirme amacına yöneliktir. Başka alanlarda olduğu gibi cinsel soğukluk alanında da birçok neden bir araya gelmiş olabilir. Son olarak ortaya atılan ve “soğuk kadın yoktur, sadece beceriksiz erkekler vardır” biçiminde özetlenebilecek görüş de bunu doğrulamaktadır. Uzmanlar kadında cinsel doyumun kli-toris ya da dölyolu kökenli olduğu yolundaki düşünceyi artık paylaşmamak-tadırlar. En son kuramlar artık böyle bir ayrımı dikkate almamaktadırlar. Kinsey’ in ortaya koyduğu gerçekler cinsel doyumun toplumbilimsel yorumları konusunda yeni veriler getirmiştir. Bu verilere göre evli kadınların yüzde 10′u, normal cinsel birleşme sırasında olsun, kendi kendini doyurma ya da homoseksüel uyarmalar sırasında olsun hiç bir şekilde cinsel doyuma ulaşmamışlardır. Yüzde 75′i ise evliliklerinin ilk yılı içinde bir kez cinsel doyuma ulaşmışlar. Yüzde ,90′ı da yirmi yıllık bir evlilikten sonra cinsel doyuma erişebilmişlerdir. Otuz bir ile kırk bir yaşları arasındaki kadınlarda bu oranlar daha yüksek olup daha sonraki yaşlarda yavaş yavaş düşmektedir. Örneğin elli yaşındaki kadınların sadece yüzde 78′i cinsel doyuma ulaşır; elli yaşını geçmişlerin ancak yüzde 65′i bu noktaya erişir. Bu veriler sadece karı koca arasındaki cinsel birleşmelerin sağladığı cinsel doyuma ilişkindir; mastürbasyon ya da erotik düşlerle erişilen cinsel doyumların ortalaması elli yaşından altmış yaşına kadar derece derece yükselir. Bu durumda kadının menopoz sırasında ya da sonrasında kocasının ilgisi azaldıkça kendini başka etkinliklerle doyurduğu açıkça görülmektedir. Kinsey’in araştırmaları kadınların ve erkeklerin tutumları arasındaki farkı ortaya koymuştur. Erkek erkeklik gücünün azaldığını fark edince, cinsel etkinliğinde bir kısıtlamaya gider. Kadın ise tersine cinsel etkinliğinin kendine yaradığını düşünür; bunda da pek haksız sayılmaz. Kinsey, cinsel doyuma ‘ulaşamama ile üzerinde araştırma yaptığı kadınların toplum çevresi, yaşı, dinsel inancı ve eski cinsel deneyleri arasında bir ilişki kurar. Kinsey’in araştırmalarından cinsel doyuma ulaşamayan kadınların çoğunun işçi ya da köylü sınıfından olduğu; öbür sınıflardan kadınların ise cinsel ilişkiden daha doyurucu sonuçlar aldıkları sonucu çıkmaktadır. 1899 ile 1929 yılları arasında doğan kadınlarda cinsel doyuma ulaşma oranının gittikçe arttığı görülür. Dinsel inanışların cinsel birleşmeden alınan zevkin yoğunluğunu sınırlayacak ölçüde etkili olabileceğine ilişkin kesin bir görüş ileri sürmek ise olanaksızdır. Bu nedenle cinsel birleşmeye karşı gerçekten ilgisiz kalan kadınların sayısı çok azdır. Aslında dinler evlilik içindeki cinsel ilişkilere karşı çıkmazlar. Ancak evlilik dışı ilişkileri ya da kendi kendini doyurma yollarını hoşgörüyle karşılamazlar.
Cinsel doyum ile benzeri cinsel zevkler arasında belirgin bir ilişki vardır. Evli kadınlarin yüzde 36’sı evlenmeden önce hiç bir zaman, hatta “okşanmaya” başvurmuş olsalar bile, cinsel doyuma erişe memişlerdir. Yeni yetişkinlik çağında, bir delikanlı haftada iki ya da üç kez cinsel coşku duyduğu halde, genç kızların ancak yüzde 22’si bu duygunun varlığını bilir. Çocuklukları sırasında, erkeklerin yüzde 99′u haftada birçok kez cinsel do yuma erişebildikleri halde, kızların yüzde 53′ü bunu hiç denememişlerdir. Evlilik öncesi cinsel ilişkide bulunup da cinsel doyuma erişmiş olan kadınlar, ev lilik içi cinsel birleşmeden de büyük bir zevk sağlarlar. “Okşama” sırasında cinsel doyuma erişen kadınlar ise cinsel iliş kiye ayak uydurmada bazen önemsiz güçlüklerle karşılaşırlar. Bu güçlükler, evlenmeden önce mastürbasyon yaparak cinsel doyuma ulaşan genç kadınlarda biraz daha büyük önem taşır. Evlilikte cinsel doyuma en zor erişen kadınların ise evleninceye kadar hiç bir cinsel etkinlik biçimini denememiş oldukları sanılmaktadır. Son olarak, Kinsey’in araştırma yaptîğı gruptaki kadınların yüzde 14′ünün, aynı cinsel birleşme sırasında, sayıları on ikiye kadar varan birçok cinsel doyum duymuş olduklarını belirttiklerini de eklemek gerekir.
Bu durumda cinsel etkinlikte bir çıraklık devresi geçirmiş olmanın cinsel uygulamalarda kolaylık sağladığını kabul etmek gerekir. Hele çıraklık dönemi çok erken başlamışsa ve çevreden herhangi bir olumsuz tepki gelmemişse, cinsel etkinlik büsbütün kolaylaşır. Kadınlar arasında cinsel birleşme sırasında aktif bir rol oynamak eğiliminde olanların bu lunduğunu da unutmamak gerekir. Cinsel coşkuları büyük olan kadınlar ahlâk ilkelerinin ortaya koyduğu engelleri yıkabilirler. Yeterli bir eğitim kadını, cinsel itiUmlerinin çağrısına uyabilmek için, pasifliğini yenmede çoğu zaman yardımcı olur. XIX. yüzyıldan beri kadın haklan konusunda önemli adımlar atılmış ve kadın özgürlüğü derece derece gelişmiştir; ama kadının cinsel etkinliğinin gelişmesinin eşinin davranışına bağlı olduğunu da unutmamak gerekir.
Büyük bir önem taşıyan bu son nokta cinsel birleşmeye hazırlık tekniklerinin ve birleşmenin incelenmesini gerektirir. Evlilik konusunda yazılmış kitaplar bu yöntemlerin cinsel anlaşmazlıklara engel olabileceğini belirtirler. Bu durum iki yüzü de keskin kılıca benzetilebilir. Bilgili bir sevişmenin eşlerin karşılıklı uyarımını kolaylaştırdığı ve sevişme sıra sındaki duruşların değişmesinin eşlerin aldığı zevkin artmasında etkili olabilece gi gerçek olduğu kadar, karı koca arasın daki karşılıklı güvenin ve serbest fikir alış verişinin de büyük ölçüde önem taşıdığı da doğrudur. Cinsel ilişkide eşlerin ikisi eşit olmalı ve birbirlerini tamam lamalıdır; yani biri öbürünün sadece bir zevk aracı durumuna düşmemelidir. Bu konuda, bugün ortadan kalkmaya yüz tutmuş bir önyargı vardır. Bu yargıya göre, tek normal cinsel birleşme duruşu kadının erkeğin altına yattığı duruştur. Bu biçim birleşme, kadının birleşme sırasındaki pasifliğini ve hareketsizliğini somut olarak belirlemek gibi oldukça ciddi bir sakınca gösterir. Kadının doyurulması bakımından, erkeğin sırt üstü yatar duruş almasının çok daha etkili olduğu görülür. Bu duruşu, yaşlı çiftlerin (XIX. yüzyıl sonunda doğanlar) ancak üçte birinin uygulamasına karşılık, genç çiftlerin yüzde 52’si uygular; çiftlerin yüzde 31′i ise yan yatış duruşundan yararlanır; yüzde 15′i de erkeğin arkadan yaklaşması yöntemini uygular. Oturarak ya da ayakta cinsel birleşme için çeşitli duruşları deneyerek sonunda en beğendiklerinde karar kılarlar.
Cinsel birleşmeden önceki aşk oyunlarına gelince, bunların özellikle evlilikten önceki ilişkilerde daha önemli olduğu görülür. Evli kadınlar sık sık bu durumdan yakınırlar; kendilerinin nişanlılık dö nemine oranla daha az istendikleri izlenimine kapılırlar ve daha az uyarılmaktan şikâyetçi olurlar. Bununla birlikte evli çiftlerin uyguladığı aşk oyunları büyük bir çeşitlilik gösterir. Başlangıçta erkek eliyle ya da ağzıyla, kadının göğsünü ve cinsel organlarını uyarır, sonra da kadın kocasının penisini uyararak dikleştirir. Bununla beraber zevkin her zaman aşk oyunlarının süresiyle orantılı olmadığı görülmüştür. Aşk oyunlarının süresinin aşırı uzaması olumsuz etkiler doğurabilmektedir. Buna karşılık, eşin belirli bölgelerini yoğun bir biçimde uyarma çiftler için doyurucu olmaktadır.
Kinsey’in ilettiği en garip bilgilerden biri de cinsel ilişki ve uyku sırasındaki çıplaklıkla ilgilidir. Yirminci yüzyıl başlarında doğan her üç kadından sadece ikisi cinsel birleşme sırasında, çırılçıplak soyunduklarını söylemişlerdir. 1920′ den sonra doğan kadınların yüzde 59′u ise çıplak uyumaktadır. Çıplaklık çok eski bir gelenekle çatışır. Gerçekten de Musevi ve Hıristiyan dinleri çıplak vücutla birleşmeyi yaklaşık olarak iki bin yıl önce aforoz etmişlerdi. Çıplaklığın utanılacak bir hal olduğu düşüncesi bu toplumlarda ancak son yıllarda ortadan kalkmaya başlamıştır.Evliliğin dengeli bir gelişme göstermesinde cinsel uyumun da büyük rolü vardır.özellikle erkeğin, cinsel açıdan karısının da kendisiyle aynı haklara sahip olduğunu kabul etmesi gerekir.Başka kadınlarla ilişki kurma eğiliminde olan evli erkek, kendi karısının böyle davranışlarına rıza göstermez.
Bu Sayfayı Arkadaşlarınıza Gönderin..!
Aradığınızı Bulamadıysanız Aşağıdaki Google Gelişmiş Aramayı Kullanın
Alt Kategoriler: aile düzeninde cinsel doyum, cinsel coşku, cinsel ilişki pozisyonları, cinsel zevkler, erkeğin cinsel organının uyarılması, erken başlamanın sebepleri, evli çiftlerin uyguladığı aşk oyunları, evlilik dışı ilişkiler, evlilik ilişkileri nasıl olmalıdır, evlilik sırasında cinsel ilişki, haftada kaç kez cinsel ilişki olmalıdır, kadın hakları, kadın hangi pozisyondan hoşlanır, Kadının cinsel bakımdan doyurulması, Kadının cinsel etkinliği, kadının zevk aldığı cinsel organlar, mastürbasyon, uykuda meni gelmesi
Üst Kategoriler Cinsel Sağlık, Kadın Sağlığı |
