Bağlantılar

Bağlantılar

Son Eklenen Yazılar

Bağlantılar


« Çocuğun Cinsiyeti Nasıl Belirlenir.? | Main | Doğumların Sınırlandırılması »

Gebeliğin Bitimi Ve Doğumun Gerçekleşmesi

By admin | Mayıs 5, 2008

Sağlık Sorunlarınızı Bize Yazın Doktorlarımız Cevap Versin

DOĞUMUN GERÇEKLEŞMESİ Kısırlık olarak adlandırılan gebe kalamama haliyle, gebeliği sonuna kadar götürememe ya da canlı çocuk doğura­mama hali arasında bir ayırım yapmak gerekir, ikinci durumda, kadın normal gebe kalır. Ama gebelik ürünü yaşayabi­lir duruma gelmeden gebelik hali birdenbire kesilir. Klinik olarak iki durum söz konusu olabilir.

* Dölüt ya da bebeğin sürekli ölmesi. Kendiliğinden düşük, dölütün yaşama olanağı kazanmasından önce yani döl­lenme anıyla, yirmi sekizinci hafta arasında gebeliğin elde olmayarak bir­denbire kesilmesi biçiminde tanımlana­bilir. Ama bu tanım bütün ülkelerde kabul edilmiş değildir. Bugüne kadar, altıncı aydan önce dölütün dölyatağı dışı bir yaşama kesinlikle hazır olmadığı düşünülüyordu. Bununla birlikte, erken doğmuş çocuklar üzerinde yapılan de­nemeler bu dönemden önce doğmuş bazı çocukların yaşayabildiğini göster­miştir. Bu durumda, kendiliğinden dü­şük daha kesin olarak yirminci haftadan önce, yani dölüt henüz beş yüz gram bile değilken, gebeliğin elde olmayarak birdenbire kesilmesi biçiminde tanım­lanabilir. Eğer düşük gebeliğin ilk üç ayı içinde meydana gelirse, erken düşük adını alır; ikinci üç ay içinde baş gösterirse, gecikmiş düşük olarak adlandırılır. Bir­birini izleyen iki kendiliğinden düşük­ten sonra, tekrarlayan düşükten söz edilir; üçüncüden sonra ise, düşük artık alışkanlık halini alır. Doğumun gerçek­leşmesini önleyen sayısız nedenler vardır. Bu nedenler genellikle
* Gebelik ürünüyle
* Dölyatağıyla
* Kadının genel durumuyla
ilgilidir. Kusurlu ya da eksik bir yumur­tacık veya spermatozoit oluşumu sonu­cu olarak embriyon yaşama yetenekle­rinden yoksun kalabilir. Embriyon ge­nellikle yumurtaya ya da spermato-zoite, yani anne ve babanın üreme hücrelerine özgü genetik etkenlerden etkilenir, istatistik incelemeler ve klinik gözlemler sonucunda, birçok uzman düşük olayının en az yüzde 6’sının spermatozoitin niteliniğe bağlı neden­lerde ileri geldiği kanısına varmışlardır. Bu nedenle kadının düşük yaptığı bilinen bir cifte, gebelik öncesinde erkeği etkileyen en küçük iç salgibezi ya da metabolizma bozukluğu karşısında çok dikkatli olmaları öğütlenir. Canlı çocuk dünyaya getiremeyen bazı kadın­lar başka bir erkekle cinsel birleşmede bulunduktan sonra ya­pabilmişlerdir. Aynı şekilde, yukarda belirtilen türde bir rahatsızlığı bulunan bazı erkek deneklerin cinsel birleşmede bulundukları bütün kadınlarda, alışkan­lık halini alan düşük olayları başgöstermiştir.
Kadının ve erkeğin yaşı da göz önüne alınmalıdır; çünkü olumsuz sonuçta bu etkenin de rolü bulunabilir. Gerçekten de istatistiklere göre, kendiliğinden düşük, ya da embriyon anormallikleri oranı kırk yaşına ulaşmış kadınlarda iki ya da üç kat daha yüksektir. Anatomik ve işlevsel nedenlerle, embri­yonun düzenli gelişmesini olanaksız kılan dölyatağı ortamıyle ilgili nedenler de söz konusu olabilir. Bu nedenler arasında, fibromalar; dölyatağı hipoplazisi (dölyatağının küçük boyutlu oluşu); dölyatağının tersine bükülmüş oluşu; çift dölyatağı; dölyatağı mukozası anor­malliği; dölyatağı ağzının açık oluşu gibi anormallikler yer alır. Doğumun gerçekleşmesini önleyen nedenler ara­sında dölyatağı etkeni düşük ve benzeri olayların hemen hemen yarısında büyük bir rol oynar.
Dölyatağı hipoplazisi, yalnız dölyatdğı boşluğunun küçük olması sonucunu doğurmayıp, aynı zamanda dölyatağı .mukozasının döllenmiş yumurtayı ba­rındıracak bölümünde gelişmenin ta­mamlanmamış olması sonucunu doğu­rur, öte yandan gebelik başladığı za­man, bu hipoplazi hali dölyatağı kasla­rında bir uyarılganlığa va da anormal bir sertliğe yol açar. Hipoplazi, aybaşı kanamaları düzensiz olan kadınlarda olduğu kadar bu kanamaların düzenli olduğu kadınlarda da görülür. Bu durumda bir kadın hastalıkları uzmanı tarafından kolayca tespit edilebilir, ancak bir röntgen filmi teşhise daha da kesinlik kazandırır. Hipoplazinin teda­visi daima gebelik dönemleri dışında, belirli aralıklarla yüksek dozlarda östro-jen ve progesteron verilerek yapılır. Dölyatağının tersine bükük olması her zaman kadın hastalıkları uzmanının müdahalesini gerektirmez. Yangılanma eğilimi göstermeyen bu konum kusurla­rının çoğu, gebeliğin belli bir dönemin­de kendiliğinden kaybolur. Bununla birlikte tersine bükülme hallerinde, gebeliğin başlangıcında ağrı dindirici ve hormonsal bir tedavi uygulamak iyi olur. Eğer tersine büküklük gebeliğin onuncu haftasından sonra varlığını sürdürürse, bu durum elle düzeltilebile­ceği gibi, dölyatağını normal konumda tutacak bir tampon da yerleştirilebilir. Dölyatağının çift boynuzlu oluşu her zaman kısırlığa yol açmayan bir dölya­tağı kusurudur. Dölyatakları çift boy­nuzlu olan kadınlar genellikle yaşayabi­len çocuklar dünyaya getirebilirler. Bu yüzden düşükle sonuçlanmış en az iki gebelik geçirilmemişse, ameliyata baş­vurmak gerekmez. Ameliyatın amacı dölyatağı boşluğunu ikiye ayıran böl­meyi ortadan kaldırmaktır. Ameliyat tekniği kusurun türüne göre değişir, iyileştirme olasılığı büyüktür. Dölyatağı iç mukozasındaki anormallik yumurtanın yerleşmesine (dolayısıyle yaşamasına) olanak vermez ve bu yüzden kısırlığa yol açabilir. Bununla beraber, dölyatağı mukozasının bu durumu bir hormon tedavisiyle giderile­bilir. Böylece mukoza yumurtayı nor­mal olarak kabul edecek hale gelir. Hormon tedavisi amacına ulaştığı anla­şılana kadar sürdürülmelidir. Dölyatağı ağzı içinin işlevsel yetersizliği gebeliğin ikinci üç ayı içinde meydana gelen kendiliğinden düşüğün en sık görülen nedenidir. Bu anormallik gebe­likle önceki doğumların yol açtığı travmalardan ileri gelir. Doğuştan da olabileceği gibi, bazen, istmus (daraltı) un işlevini ayarlayan sinir iç salgıbezi kas mekanizmasının iyi işlememesi sonucu da görülebilir. Bir kadının gebeliğinin hep üçüncü aydan sonra kazaya uğraması halinde her şeyden önce bu tür bozukluklar akla getirilme­lidir.
Gebelik süresince teşhis kolaydır. Döl­yatağı boynunun kısalma ve genişleme eğilimi gösterdiği, zarların da ikinci üç ay boyunca ona ayak uydurduğu doğru­dan doğruya gözlem yaparak anlaşıla­bilir. Böylece, dölyatağı boynu koruyu­cu mukoza tapasını kaybeder; yumurta­lık zarları, asit yapısında ve mikroplu olan, bu yüzden de yangılanmalarına yol açan dölyolu sıvısıyle doğrudan doğruya temasa geçer. Sonuç olarak, dirençleri azalan zarlar kopar. Tedavi için ameliyata başvurulur. Dölyatağı boynu polyester ipliklerle büzgü biçiminde dikilerek kapatılır. Böylece dölyatağı boynu çemberlenmiş olur. Bu ameliyat dölyolundan girilerek ve genel anestezi uygulanarak yapılır. Ameliyat için en uygun dönemin gebeliğin on ikinci ve yirminci haftaları arası olduğu sanılmaktadır.
Bununla birlikte bu tür ameliyatın dölyatağı boynu kısalmadan ve genişle­meden önce yapılması doğru olur. Bu süre geçince, ameliyat teknik yön­den daha da zorlaşır ve başarı şansı azalır; çünkü doku tam bir çemberleme elde edebilmek için yeterli değildir. Ameliyattan sonra, hastaya ağrı kesici ve özel hormonsal tedavi uygulanır. Yapılan çember dikiş alınıncaya, yani genellikle doğumdan on beş gün önce­sine kadar hasta elinden geldiği kadar dinlenmeli, fazla hareket edip kendini yormamalıdır. Dikiş alınacağı zaman kadın hastaneye yatırılmalıdır; çünkü çoğu zaman, doğum birkaç gün sonra beklenmedik bir anda kendiliğinden gerçekleşir. Doğum zamanından önce olursa çember dikişi derhal almak gerekir.
arasında şunları belirtek gerekir:
* Şekerli diyabet, erkek hormonları yetersizliği ve aşırılığı gibi bazı iç salgıbezi hastalıkları;
* Yüksek tansiyon ve kan dolaşımı üzerindeki etkileri, nefrit ve dölüt ve annenin organizması üzerindeki sonuç­ları gibi bazı damar ve böbrek bozuk­lukları;
* , Malta humması, , gibi ve virüslerin vol açtığı bazı hastalıklar. Dölütün gebeliğin yirminci haftasından sonra, bebeğin ise doğduktan sonra yirmi sekiz gün içinde ölmesi ve bu durumun art arda üç defa tekrarı halinde dölütün ya da bebeğin sürekli ölmesi söz konusu olur.
Normal doğumu gerçekleşmeyen kadın­ların oranı % 0,38 ile % 0,43 arasında değişmektedir. Dölütün ya da bebeğin ölümünden sorumlu etkenler çoğu za­man, düşüğe yol açan nedenlerin aynıdır. Başlıca fark bazı etkenlerin yumurtaoğın daha erken ölümüne yol açmasıdır.
Yumurtacığın Y kromozomu taşıyan bir spermatozoitle karşılaşması erkek çocuk, X kromozomu taşıyan bir spermatozoitle karşılaşması kız çocuk verecektir. “Erkek”spermatozoit ince uzun yapılı ve yuvarlak başlıdır; “dişi spermatozoit daha şiş­kin yapılı ve oval başlıdır.
Dünyanın nüfusu baş döndürücü bir hızla artar­ken açlık sorununun da önemi aynı hızla çoğalmaktadır. Üretimin tüketimi karşılayamaz bir duruma düşmüş olması bu konuda çok köklü tedbirlerin alınmasını gerekli kılmaktadır.

Aradığınızı Bulamadıysanız Aşağıdaki Google Gelişmiş Aramayı Kullanın

Alt Kategoriler: , , , , , , , , , , , , , , ,

Üst Kategoriler Cinsel Sağlık, Gebelik, Genel Sağlık, Hastalıklar, Kadın Sağlığı, Kısırlık, Üroloji |

Comments