Bağlantılar

Bağlantılar

Son Eklenen Yazılar

Bağlantılar


« Cinsel Organlar Evresi Ve Sağlığı | Main | Dünyayı Tanıma Benlik Ve Başkaları »

Gerçek Zevkler

By admin | Mayıs 13, 2008

Sağlık Sorunlarınızı Bize Yazın Doktorlarımız Cevap Versin

ZEVK VE GERÇEK
Bu uygarlıklarla batı uygarlığını karşılaş­tıran Freud, ortaya attığı içgüdülerin bastırılması kuramını destekleyebilecek bazı çelişkiler yakalamıştır. Buna göre ilkel topluluklarda sinir bozuklukları ve ruhsal tepkiler daha azdır; bu topluluk­larda kişi daha mutludur ve doğaya daha yakındır.Yaşam kuşaktan kuşağa aktarılan değişmez kurallara göre akıp gider. Cinsel yaşamdaki serbest uygula­malar kadın ve erkek arasındaki ilişkileri bozmaz. Oysa modern toplumlarda ço­ğu kez bunun tersi görülür. Bazı temel farklar bizi ilkel uygarlıklar­dan ayırır. Batı dünyasında teknolojik gelişme doğaya üstün gelerek büyük bir rahatlık sağladığı halde, ilkel toplumlar bu gelişmeler yönünden tarih öncesi düzeyde kalmışlardır. İnsan, korunması ve türünün devamı için gerekli koşullan yarattıktan sonra çabasını durdurmuştur Toplumsal evrimin durmasına yol açan bu vazgeçişin nedenleri henüz bilinme­mektedir. Freud’ün ileri sürdüğü varsayıma göre bu toplumlar “zevk ilkesini üs­tün tutarak, mutlu bir yaşama en uygun davranış biçimini seçmişlerdir”. Buna karşılık, gelişmiş toplumlar enerji­lerinin bir bölümünü gerçeği değiştir­mek için harcamışlardır. Batı uygarlığı, içgüdülerin anında doyurulmasına karşı çıkarak çalışmanın vereceği daha sürek­li bir zevke yönelmeyi amaçlamıştır. Freud zevk ilkesi üzerine kurulu uygar­lıklar karşısında batı uygarlığının gerçek lik ilkesi üzerine kurulu olduğunu ileri sürmüştür.Çocukta bu iki ilkeden birini seçme gereksinmesi çok erken belirir. Çocuk, cinsellik, alanından önce, alanında bir seçim yapmak zorunda ol­duğunu görür. Bilincine vardığı ilk ger­çek başkalarının varlığıdır. Burada, bir ayırım yapmak gerekir.Freud Narsis libidosunu (kişinin kendisi­ne duyduğu sevgi) nesnelleşmiş libido­dan ayırır. Nesnelleşmiş libido, kendi görüntüsüne aşık olan Narsis’in yaptığı gibi, kendi kendini seyretmeyle doyurul maz. Bu libido bir nesneye bağlanma­lıdır. Çocuk için ilk nesne annesinin göğsüdür. Çocuk bu nesneden zevk sağ­lar. Çocuğun memeyi emmedeki, on­dan besin ve zevk sağlamadaki açgözlü­lüğü psikologların “katılma süreci” de­dikleri sürecin bir belirtisidir. Katılma süreci yetişkinlerde daha gelişmiş bir bi­çim alır ve zevk veren nesneyi elde et­meyi amaçlar. İnsanın bu içgüdüyü denetleyebilmesi mutluluğa ulaşmayı sağlar. Eğer içgüdüye egemen oluna­mazsa, bu içgüdü aşkı bile yok edebile­cek yıkıcı bir güç haline gelir. İşte çocuk, annesinin göğsüne sahip çıkmak isteyince gerçeklik ilkesiyle karşı karşıya gelir; zevk aldığı nesnenin her zaman kendi emrinde olmadığını görür.Bu nesne, hiç anlamadığı bir mantığa göre, kendisine bazen verilir, bazen ve­rilmez. Meme verilmediğinde, bebek yalnız başına zevk sağlamanın yolunu bulur. Annesinin göğsü yerine, kendi eli ni, bir oyuncağı ya da bir bezin ucunu emmeğe başlar. Bu dengelemenin, yani başka bir nesnenin anne göğsü yerine konulmasının, aldatıcı olduğu düşünüle bilir. Oysa bu durumda da çocuk aynı zevki alır. Dengeleme süreci çocuğun psikolojik oluşumu için önemlidir. Çün­kü büyüyünce de istediği nesneleri elde edemeyince yerine başkalarını koymağa devam edecektir. Düş gücünün bu konu daki etkinliği kişiden kişiye değişir.Bazıları kendi içlerine kapanma, gerçekler­den kaçma ve sanata ya da zihinsel çalışmalara sığınma eğilimi gösterirler. Bazıları ise somut gerçeğe meydan okurlar. Böyleleri gereksindikleri ya da başkalarının gereksindiğini sandıkları şeyi kendileri meydana getirirler. Jung, ilk gruptakileri “içe dönük” ikincileri ise “dışa dönük” olarak niteler. Libidoya da kişinin kendine veya dışa yönelik oluşu­na göre, aynı nitelikleri verir. İnsana özgü olan bu düş yeteneği her zaman olumsuz değildir. Bütün ruhsal et­kinlikler gibi bu etkinlik de, sonuçları denetlenebildiği sürece, psikolojik den­genin korunmasına yardım eder. Ama ağır basan bir hal alır ve kişiyi dış dünya dan koparırsa, libido tümüyle altüst ol­ma tehlikesiyle karşı karşıya kalır. Ruhsal bozukluk olarak adlandırılan cid di akıl hastalıkları böyle meydana gelir. Bu duruma düşmüş kişiler gerçekleri, şekil bozucu bir prizmadan bakıyormuş gibi çarpık bir biçimde görürler. Ruh hastaları gerçeği reddederler ve kendile­rine özgü bir evren yaratırlar İnsanlar, nesneler, renkler onlar için artarak kendilerinin anlayabileceği özel bir görünüm,özel bir anlam kazanır.Bu hastalar top­lumsal ilişkilerin dışında kalmaya yöne­lirler.
Yetişkin çağda bu tür bir hastalığın orta­ya çıkmasını önlemek için çocuk, dengeli bir ortam, içinde, gerçeklerle yüz yüze yetiştirilmelidir, öte yandan gerçeklerle karşılaşmasının da j;ert ve düş kırıklığı uyandıracak biçimde olma­masına özen göstermek gerekir. Kendi olanaklarıyla yaşamını sürdüremeyece­ğinden, çocuk dış dünya ile kendisi ara­sında bağ kuracak yardımcı bir kişiye ge reksinme duyar.Bu aracı kişi, çocuğu bağımsız bir yaşam sürmeğe hazırlamalı dır.
Çocukluğun ilk yıllarında, anne en iyi aracı durumundadır. Anne sevgisi çocu­ğun dengesi için, besin kadar önemlidir. Çocuk annesinden ayrılır ve çok küçük yaşta bir kreşe yerleştirilirse, sevgi eksikligi ruhsal gelişmesinde önemli gecikme lere yol açabilir. Bu yaşam koşullarına terkedilen çocuklar, çoğu zaman öbür çocuklardan daha geç konuşurlar, daha geç yürürler; bazen bir köşeye çekilirler ve dalgın bir halde saatlerce otururlar. Bu davranış çocuğun sevgisizliğe tepkisi dir. Sevgiden yoksun oldukları için, kendilerine olan sevgilerini de yitirirler. Oysa, kişinin kendine olan sevgisi libidonun narsisizm kökenli bölümüdür ve ya­şama arzusu bu kola bağlıdır

Aradığınızı Bulamadıysanız Aşağıdaki Google Gelişmiş Aramayı Kullanın

Alt Kategoriler: , , , , , , , , , ,

Üst Kategoriler Bebek ve Çocuk Sağlığı, Cinsel Sağlık, Genel Sağlık, Kadın Sağlığı, Psikoloji, Üroloji |

Comments