Hastalıkların Etkileri Ve Tedavi Biçimi
HASTALIKLARIN ETKİSİKısırlığa üreme yolları yangılanması veya belsoğukluğu gibi çeşitli mikrobik hastalıklar da yol açabilir. Bugün mikroplu vücuttan çıkmış iç çamaşırlarını giyen ya da mikrop bulaşmış tuvaletlere girip çıkan, hiç cinsel ilişkide bulunmamış küçük kız çocuklarının da belsoğukluğuna yakalandıkları bir gerçektir.
Belsoğukluğunun teşhisinde geç kalınırsa hastalık tedavisi zor bir kısırlığa yol açar. Antibiyotiklerin bulunuşundan sonra, belsoğukluğu önemli ölçüde gerilemiş ve son yıllara kadar korkulur olmaktan çıkmıştır. Ancak son zamanlarda, gonokokların alışılmış antibiyotiklere karşı direnç kazanmaya başladıkları gözlenmiştir.
Helaların kısırlığa yol açabilen çeşitli mikropların yuvası olduğunu akıldan çıkarmamak gerekir. Mikroplar anustan dölyoluna kolayca geçebilir. Bu nedenle vücudun bu bölgelerinin her zaman temiz tutulması gerekir. Bazen körbağırsak takısı yangısı (apandisit) sağ fallop borusuna sıçrayıp dolaylı bir kısırlık nedeni olabilir. Bu tür yangı iyileşmiş olsa bile birtakım kötü izler bırakabilir, örneğin meydana gelebilecek yapışmalar sonucu, dölya-tağının yeri değişebilir, hatta bazen fallop boruları tıkanabilir. Gerçekte de basit bir kanal niteliğinde olan bu borular yumurtayı alan ve kasılma hareketleriyle dölyatağına kadar ileten önemli organlardır. Bu nedenle fallop borularının görevlerini tam olarak yapmaları gerekir.
Dölyatağı boynu herhangi bir nedenle yangılandığı zaman spermatozoitlerin yolu tıkanır, bunlar dölyatağına giremezler. Mikropların yol açtığı bu yangılar zamanında tedavi edilirse, kısırlığın önünü almak az çok kolaylaşır. Böyle bir yangılanmada zarın mikroplara karşı daha dayanıklı bir hale gelmesi için, genç kızlara antibiyotik ve östrojen iğnesi yaptırmaları öğütlenir. Göğüslerin irileşmesi, kılların çoğalması gibi yan etkiler ise tedavinin sona ermesiyle ortadan kalkarlar. Kadınlarda kimyasal tedavinin yanı sıra, etkilenen çeperlere diyatermokoagülasyon (yüksek frekanslı elektrik akımı yardımıyle canlı dokuları kesme ya da tahrip etme) tedavisi uygulanır. Bu yöntemin üstünlüğü bıraktığı yara izlerinin yumuşak olmasındadır. Böylece doğum sırasında, dölyolunun genişlemesini engelleyecek bir problem ortaya çıkmamış olur. Röntgen ve ses ötesi tedavileri de yangıların iyileştirilmesinde olumlu sonuçlar sağlar; ancak bu tedaviler tek başına uygulanamaz ve çoğu zaman bunlarla birlikte antibiyotik tedavisine de başvurulur. Dölyatağmın konumunda bir bozukluk veya kan dolaşımını zorlayacak yapışıklıkların bulunması, yangıların oluşmasını kolaylaştıran bir ortam yaratır. Gerçekten de bozuk bir kan dolaşımı, organizmanın savunma gücünü zayıflatır. Yangı tehlikeli değilse ve özellikle kısırlık daha önceki bir yangıdan ileri gelmişse, tedavi yöntemi değişir.
Eğer durum böyleyse, fallop boruları tıkanmış veya sertleşmiş olabilir. Buna göre dölyatağının ve boruların durumunu doğru olarak saptamak için bazı incelemelerin yapılması gerekir. Dölyatağı boşluğuna gaz (genellikle karbon dioksit) vermek en çok kullanılan yöntemlerden birisidir. Böylece boruların geçirgenlik derecesi anlaşılmış olur. Fallop borularının açıklığı normal ise gaz bir güçlükle karşılaşmadan karın boşluğuna geçer. Doktor hafif bir dirençle karşılaştığı zaman fallop borularının açılmasını sağlamak için gazın basıncı arttırabilir. Eğer buna rağmen boruların tıkanıklığı giderilmezse, bu tedavi yönteminin durdurulması gerekir. Bununla birlikte, böyle bir inceleme gazın her iki boruya da girdiği konusunda doğru bilgi sağlamaz. Daha kesin bir bilgi edinebilmek için, dölyatağına ışınları geçirmeyen bir sıvı şırınga edilir. Sıvı bir süre sonra fallop borularında yükselir.
Böylece, sıvının aldığı yol röntgen filmi üzerinde izlenebilir. Eğer fallop boruları tıkalıysa sıvı geçmez ve sonuç olarak filmin üzerinde hiç bir şey görülmez. Yalnız bir boru tıkalıysa sıvının ilerleyişi filmin ancak bir yanında izlenebilir. Bu iki inceleme yönteminin ayrıca tedavi edici özellikleri de vardır, örneğin, bazen küçük bir tıkanıklığı ortadan kaldırabilirler. Bununla birlikte, doktor çok dikkatli davranmalı ve üreme organlarında kanama görüldüğünde veya dölyatağı boşluğunda mikroplara rastlandığında bu yöntemleri uygulamaktan vazgeçmelidir.
Bu Sayfayı Arkadaşlarınıza Gönderin..!









Leave a Reply