Bağlantılar

Bağlantılar

Son Eklenen Yazılar

Bağlantılar


« Bebeklerin Refleksleri | Main | Yeni Doğan Bebeğin Beslenmesi »

İşitme

By admin | Mart 11, 2008

Sağlık Sorunlarınızı Bize Yazın Doktorlarımız Cevap Versin

Bebekler, işitme duyusuna sahip olarak do­ğarlar. Yeni doğan normal bir bebek, sese göz­lerini kırparak ve irkilerek tepki gösterir ve ses düzeyindeki farkları anlayabilir. Yumuşak ses­ler bir gülümsemeye benzer bir etki ortaya ko­yabilirken, sert ya da yüksek sesler bir bebe­ğin ağlamasına neden olabilir. Dahası, yeni bebeğiniz ses tercihlerini de geliştirmiş olarak dünyaya gelmiştir. Annesininki gibi yüksek perdeli sesleri, düşük perdeli seslere yeğ tutar.
İşitme, konuşma ve dil becerilerinin kaza­nılmasında gerekli bir rol oynar. Küçük bir işit­me kaybı bile bebeğinizin dil yardımıyla anla­ma ve ardından iletişim kurma yeteneği üze­rinde önemli bir eıkıye sahip olacaktır.
Bazı yeni doğan bebekler, işitme kaybı ba­kımından yüksek risk grubu içinde bulunurlar. Bu gruba giren çocuklar arasında şunlar bulu­nur.- Doğumdan sonra 10 dakika içinde kendili­ğinden nefes almaya başlamamış olanlar; Ap-gar puanlan 0 ile 3 arasında bulunanlar; kıza­mıkçık, frengi ve herpes gibi enfeksiyonlara yakalanmış olarak doğanlar-, baş veya boyun kusurları bulunanlar; ileri derecede sarılıktan muzdarip olanlar; aile geçmişinde çocukluk sı­rasında işitme kaybı görülmüş olanlar ve ileri derecede prematüre olarak doğanlar.
Yeni doğan bebekler arasında her iki ku­lakta birden ileri düzeyde işitme kaybı ensi-dansı (görülme sıklığı), yüzde 2 ile 5 arasında değişir.
Bebeklerde ve çocuklarda dört tip işitme kaybı söz konusu olur.-
“Kondüktif işitme kaybı”, dış kulağın ses al­ma yeteneği veya sesin dış kulaktan iç kulağa geçmesi ile ilgili bir tür bozukluktur. Bu işitme kaybı tipinin en yaygın nedenleri kulakta do­ğuştan gelen anomalilerin ve kulak enfeksiyo­nunun varlığıdır. Bu işitme kaybı tipi genellikle ilaç tedavisi veya ameliyat yardımıyla gideril­mektedir.
“Sensörinöral işitme kaybı”, kulak içindeki koklea tüy hücrelerinin ya da işitme sinirinin (akustik sinir) anomalilerinden kaynaklanır, şid­detli sensörinöral işitme kaybı vakalarının yüz­de 50′den fazlası kalıtsaldır. Diğer nedenler arasında ileri derecede sarılık, rahim içinde iken yakalanılan bir enfeksiyon ve farenksin (yutak) bakteriyel enfeksiyonları bulunur. Sen­sörinöral işitme kaybı genellikle kalıcıdır.
“Karışık işitme kaybı”, bir çocukta hem kondüktif, hem de sensörinöral işitme kaybı bir arada şiddetli olabilir. İlaç tedavisi ya da ameliyat veya her ikisi birden uygulanarak ço­cuğun işitme kaybı bir ölçüde giderilebilir.
“Merkezi işitme bozuklukları”, kulağın be­yinle sinir bağlantısını oluşturan merkezi işit­me sinirleri sistemindeki bir sorundan kaynak­lanabilir. Bu tip bozukluklardan mustarip ço­cuklar, sesleri yalnızca bir uğultu biçiminde du­yabilirler.belirlenmesi amacıyla rutin testlere tabi tutu­lacaktır. Yeni doğan bir bebeğin işitme kaybı yaşamının ilk birkaç günü içinde, daha hasta­nede bulunuyorken belirlenmezse sonra an­cak, ana babanın çocuklarında konuşma gecik­mesi olduğundan kuşkulanmaya başladıkları zaman, yani bebek 18 ile 24 aylık olunca keş-fedilebilir. Bu süre zarfında da çocuk dil yete­neği kazanması için gereken kritik bir dönemi geçirmiş olur. Bu nedenle, bebeklik döneminde en ufak bir işitme kaybının bile tesbit edilmesi, bu kaybın neden olabileceği sorunların berta­raf edilmesi için gereken girişimlerin başlatıla­bilmesi açısından önemlidir.
Bebeğinizin işitme kaybı açısından yüksek risk grubuna girdiği düşünülüyorsa işitme test­lerinin bebek henüz hastanede iken yapılması veya daha sonra düzenli bir değerlendirme ta­kibinin gerçekleştirilmesi gerekir. Halen iki test yöntemi kullanılmaktadır. 1) Bebeğin gürültüye tepkisinin gözlenmesi-, 2) Bir kulaktaki kaybın kontrol edilebilmesine olanak sağlayan özel bir test (işitsel beyin sapı uyarımlı tepkiler).
Ancak, halen yeni doğan bebekler üzerinde kullanılmakta olan testlerin hiçbiri, çocuk bü­yüdükçe ilerleyecek olan hafif işitme kaybının ya da minimal kaybın belirlenmesini sağlaya­mamaktadır. Bu nedenle, herhangi bir işitme kaybının varlığından kuşkulanmıyorsa, bebeği­nizin 3. ve 6. aylar arasında bir takip testinden geçirilmesi gereklidir.
Bazı işitme kaybı tipleri düzeltilebilmekte­dir. Sorun, örneğin kulak enfeksiyonundan kaynaklanıyorsa, antibiyotikler, enfeksiyonun kökünü kurutabilir ve kulak normal işlevine kavuşabilir. Ameliyat da bazen doğuştan olan kulak oluşum anomalilerini düzeltebilmekte-dir.
Ana babalara sağır ya da işitme özürlü be­bekleri ile iletişim kurmakta yardımcı olan programlar da birçok ülkede uygulanmaktadır. Bu programlar da birçok ülkede uygulanmak­tadır. Bu programlar çerçevesinde ana babalara, çocuğun sahip olduğu kısıtlı işitme yeteneğinden en üst düzeyde nasıl yarar­lanabilecekleri ve işaret veya dudak izleme yoluyla çocuğu görsel dile nasıl alıştırabilecek-leri öğretilmektedir.
Görme
 Doğduğu anda bebeğinizin gözleri, yetişkin dönemindeki büyüklüğünün yaklaşık dörtte üçüne sahiptir. Yeni doğan­larda gözbebekleri küçüktür ve ışığa tepki olarak hemen büzülmeyebilirler. Gözler her zaman birlikte hareket eder gibi görünmezler.
Bebeğiniz muhtemelen gözlerini çoğu zaman kapalı tutacaktır. Bu, bebeğin göreme­diği anlamına gelmez. Gerçekte, bugün doktor­lar, bebeklerin bulanik da olsa doğumdan hemen sonra görmeye başladığını bilmekteler. Yeni doğan yavrunuz bakışlarını yüzünün önünde tutulan nesnelere odaklamaya çalışacaktır. Işık 20 ile 30 cm.’den daha uzakta ise görüntü bulanık olur ve bebeğin gözleri, her biri başka bir yönde olmak üzere, etrafını araştınr.
Yeni doğan bebek renklerden çok şekillere ilgi duyar. Yaşamının ilk dönemini sürmekte bulunan bir bebek için en önemli nesne insan yüzüdür, genellikle de annesinin yüzü.
Bebeğinizin ilk göz muayenesi hastanede yapılır. Bu muayenede doktor bebeğin göz­lerini yalçından inceleyecek ve ışığa gösterdiği tepkiyi gözleyecektir. Çoğu bebekler hafif hipermetrop olmakla birlikte bazı bebekler, özellikle de prematüre doğanlar miyop olarak doğarlar (yani uzaktaki nesneleri göremezler). Normal bebek büyüdükçe gözleri değişime uğ­rar ve hem yakındaki, hem de uzaktaki nes­neleri daha belirgin olarak görebilmeye başlar.
Bazı bebekler kısmî ya da tam görme kay­bı ile doğarlar. Bunun yaygın nedenleri arasın­da gelişimsel oluşum bozukluklan, enfeksiyon nedeniyle gözlerin hasar görmüş olması, doğum travması, önemli bir oksijen kaybı (hipoksi) ve gözün kendini ya da beynin görme merkezine giden sinirleri tekileyen genetik hastalıklar sayılabilir.
1950′lerin ortalarına kadar bebeklerde en önde gelen körlük nedeni retrolental fıbroplazi olmuştur. Bu durum bugün prematürite retinopatisi olarak adlandırılmakta olup, pre­matüre bebeklerin canlandırılması amacıyla yoğun oksijen verilmesinden dolayı göz mer­ceği arkasında bağ dokusu artımı, retinada ay­rılma ve kanama ile belirgindir ve körlüğe kadar gidebilir.
Prematürite retinopatisi bugün, çok erken ve düşük kilolu doğmuş, ancak teknoloji ve doğum bakım olanaklarındaki kör olduğunu hemen farkedebilir. Yoğun katarakt bulunabilir. Gözler anormal derecede küçük (mikroftalmi) ya da kornea donuk ola­bilir. Ancak bazen kusur gözde ya da görme sinirinde değil, beynin kendisinde bulunur. Bu durumda, bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonans resimlemesi gibi nörolojik değerlen­dirme ve araştırmalar gerekli olur.
Şayet ciddi bir sorun bebeğin hastanede geçirdiği ilk günleri sırasında belirgin değilse bir ana baba bebeklerin görmesinde bir şeylerin bozuk olduğunu nasıl bilebilir? Bunun ilk ipuç­larından biri nistağmus olarak adlandırılan göz­lerin çeşitli yönlerde hızlı hızlı titremesidir. Bebeğin gözleri birden yukarı aşağı, sağa sola ya da dairesel olarak hareket etmeye ya da bu üç hareketin bir bileşimini yapmaya baş­layabilir. Yaygın olarak görülebilen diğer bir işaret de bebeğin, her iki gözünü bir nesne üzerinde düzgün şekilde hizalandırma yeteneğini geliştirememesidir. Bir göz bir nes­ne üzerine sabitlenir, diğeri ise sapar. Bebek gözlerini kısarak bakabilir ya da şaşı olabilir. Büyüdükçe, emeklemekte çekingen davran­dığını ya da olağandışı bir hantallık ve sakarlık içinde olduğunu farkedebilirsiniz. Çoğu kim­senin inandığının tersine, bebeklerdeki şaşılık büyümeyle birlikte kendiliğinden kaybolmaz. Gözleri şaşı ya da normalden sapmış durum­daki bebeklerin bir oftalmolog (göz doktoru) tarafından muayene edilmesi şarttır.
Konjenital (doğuştan olan) kısmi ya da tam körlüğün tedavisi, sorunun nedenine bağlıdır. Bazen bir kusur cerrahi müdahale ile düzel­tilebilir, örneğin katarakt ameliyatla giderilebilir. Görmenin yeniden elde edilip edilememesi, bebeğin başka görme sorun­larının da bulunup bulunmamasına ve o sorun­ların düzeltilebilir olup olmamasına bağlıdır.
Bazen körlük kalıcı nitelik taşımaktadır. Çocuğunuz kör olarak doğarsa pediyatristiniz ya da aile doktorunuz size, görsel özürlü çocuklar hakkında bilgi ve destek sağ­layabilecek sosyal yardım kurum ve kuruluş­larına başvurmanız gerektiğini bildirecektir.
Davranış Yönetimi
 Çoğu ana baba yeni doğan bir bebeğin şı­martılıp şımartılamayacağını merak eder.
Bir asır önce ağırlıklı olarak kabul edilen görüş, yeni doğan bir çocuğun şımartılabileceği ve bunun çok kolaylıkla gerçekleşebileceği yö­nündeydi. Bebekler katı programlara tabi kılı­nır ve yalnızca kesinlikle gerekli olduğunda ele ve kucağa ğu ya da altına yaptığı için ağlamıyorsa feryat­ları genellikle duymazlıktan gelinirdi. Kimse şı­marık bir çocuğu olsun istemezdi.
Bugün ise doktorlar, yeni doğmuş bir bebe­ğin şımartılabilmesinin söz konusu olmadığına inanmaktadırlar. Artık, katı bir şekilde uygula­nan tüm o programlar bir yana bırakılmış ve onların yerini, her bebeğin ve onun ait olduğu ailenin gereksinmelerinin hesaba katıldığı es­nek bir program almıştır. Ana babalar çocukla­rını kucaklarına almaya teşvik edilmektedirler. Doktorlar ana babalara, yeni doğmuş bebekle­rinin, gerek beslenme, gerek rahatlarıyla ilgili acil gereksinmelerine yanıt vermelerini öğütle­mektedirler. Sonuç olarak, bebeğinizin tadını çıkarmaya bakın.
Bir bebeğin ruhsal gereksinmeleri,bedensel gereksinmeleri kadar önemlidir. Yeni doğmuş bir bebek bile yakınlığa gereksinim duyar. Bir yeri ağnyorsa rahatlatılmak ister, birine gülüm-semek için o birinin ona gülümsemesini ister ve istediği şeylerle ilgilenen ve onları yerine getiren birinin bulunduğunu öğrenmek ister. Bunu yapan bir ana baba yeni doğmuş bebek­lerini şımartmış olmaz. Yapmayanlar ise be­beklerinin, ruhsal güvenliğini sağlama şansını yok etmiş olacaktır.
Yeni doğan bebeğinizi çok fazla ilgi göste­rerek şımartma konusunda endişelenmenize gerek olmamakla birlikte bazen davranış mo­dellerinin, doğumdan sonraki ilk dönem içinde ortaya çıktığını ve bunların yaşamın üçüncü ya da daha sonraki aylannda geri teptiğini ve so­nuçta da ana babanın, çocuklarının kaprisleri­nin kölesi durumuna geldiklerini unutmamanız gerekir.
Bu durum bazen, mideleri sürekli gaz ya­pan bebeklerde ortaya çıkabilir. Geceler boyu, karnı ağrıyan yavrunuz kucağınızda odanın içinde yürürsünüz. Birçok bebekte karın agnsı nöbetleri üçüncü ayda kesilir. Bebeğiniz de bu rahatsız dönemi atlatmış gibi görünür. Bebeğin karnının şişliği artık inmiştir ve çocuk pek ra­hatsızlık hissediyorsa da benzememekte-dir.Ancak her akşam, bebeği sepetine koydu­ğunuz anda çığlıklar başlar.
Bebek kucakta tutulmanın ve gezdirilme­nin tadını öğrenmiştir bir kez. Bazılan bu bebe­ğin biraz şımarmış olduğunu söyleyecektir. Bi­raz şımarmış bir bebeği çok şımarmış bir be­bek olmaktan korumak için, onu memnun et­me çabalarınızı biraz azaltmanız gerekebilir. Bebeği yatağına bırakın, iyi geceler dileyin ve bebek feryada doğmuş bir bebeğin çevresi ve o çevreye olan tepkisi son derece sınırlıdır. Daha çocuğunuzun oyun arkadaşını dövmesinden, parmağını açık bir elektrik prizine sokmasından ya da size sert bir “hayır” demesinden endişe etmeniz için önünüzde uzun aylar bulunmaktadır.
Yeni doğan bebeğin davranışı daha çok, acil fiziksel gereksinmelerine olan tepkilerin­den oluşur. Tipik bir yeni doğmuş bebek gü­nün büyük kısmını, her 2 ile 4 saatte bir bes­lenmek amacıyla bölünen bir uykuyla geçirir. Bu arada da günün önemli bir bölümünü ağla­makla değerlendirebilecektir.
Ana babalar genellikle, çocuklarının uygun miktarda yemek yemediğinden, yeterince uyumadığından ya da çok fazla ağladığından endişelenirler.
Bir dereceye kadar ana baba yeni doğan yavrularının davranışını yönetebilir. Ancak, ilk önce bebeğin davranışının gerçekten anormal mi yoksa yalnızca umduklarınızdan farklı mı olduğunu belirlemeniz gerekir, örneğin çoğu küçük bebek günün büyük kısmını uykuyla geçirirler, ama sizin bebeğiniz saatler boyu uyanık duruyor diyelim. Sizi rahatsız eden bu davranışın kendisi midir yoksa yalnızca bunun anormal olupolmadığını mı bilmek istiyorsu­nuz? Normal davranışın ne olduğu hakkında kuşkuya düşerseniz doktorunuza danışabilirsi­niz.
Her ne kadar genel eğilim, programı bebe­ğin belirlemesine izin vermek yolundaysa da bir ana baba da buna birtakım müdahalelerde bulunabilir. Kendini ayarlamak zorunda olan yalnızca siz değilsiniz. Yeni doğan bireyin de ailenin bir parçası olmak için üzerine düşen gö­revlere uyum sağlaması gerekir.
Örneğin, beslenme programını her zaman bebeğinizin dikte etmesin izin vermeniz gerek­mez. Bebeğiniz gece yarısı uyanıp süt istiyorsa, ama siz geceleri saat 11 ‘de yatmaktan hoşlanı­yorsanız bebeği yatmanızdan önce uyandırma­ya çalışın. Bebeğin ilk beslenme seansını biraz erkene alarak kendisini daha önce kaldırdığı­nızda acıkmış olmasını sağlayabilirsiniz. Çoğu bebek, son öğünlerinden 3 ya da 4 saat sonra beslenme amacıyla uyandırılmaktan rahatsız olmaz.
Ana babalar bir bebeğin beslenme progra­mına etki edip, bebeğin beslenmeler arasında­ki zamanı uzatmayı öğrenmesine yardım ede­bilirler. Son yemekten sonra belirli bir süre geçtiği için bebeği otomatik model oluşturmuş olursunuz. Bunun yerine, bebeğin yeniden uykuya dalıp dalmadığını görmek için bir süre bekleyin. Yeniden uyu­muyorsa, emzik ya da biraz su vermek suretiy­le beslenme saatini geçiştirmeye bakın.
Ayrıca bebeğinize, uyku modellerini oluş­turmakta da yardımcı olabilirsiniz. Sizin için, bebeği bir beslenme seansından sonra tekrar yerine yatırmak en iyisiyse öyle yapın ve bun­dan tavız vermeyin. Dahası, bebek uyur uyu­maz evin içinde ayak parmaklarınızın ucuna basarak yürümek şeklindeki yaygın hataya da düşmeyin.Aksi takdirde bebek bu anormal sessizliğe alışacak ve en hafif bir gürültüde bile uyanacaktır.
Özellikle ilk kez ana baba olanlar için ge­çerli yaygın bir düşünce, bir bebeğin davranı­şıyla ilgili en kötü şeyin ağlamak olduğu şek­lindedir. Bebekler çeşitli nedenlerden ötürü ağ­larlar. Bebek acıkmış olabilir, altına yapmış ola­bilir, midesi gaz yapmış olabilir, hasta olabilir, midesi gaz yapmış olabilir, hasta olabilir, yor­gun olabilir ya da yalnızca neşesiz olabilir. Bir ölçüye kadar, bebeğinizin ağlamasını gider­mekte, gereksinimlerine suretiyle yardımcı olabilirsiniz. Bebek acıktığın­da ona besin verin ya da altını kirlettiğinde bezini değiştirin. Bazı bebekler uyuyabilmek için ağlama gereksinimi duyabilirler. Başka hiç­bir şey yarar sağlamıyorsa bebeği yatağına koymayı deneyin. Ağlayan bir çocuğu din­lemek, özellikle o çocuk için çocuğunuzsa, güç bir iştir, ama bebeği hemen kucağınıza almak­tan kaçının. Uyuması için birkaç dakika bek­leyin.
En önemlisi, zaman içinde sorunun düzel­mekte olduğunun bilincine varın. Birkaç ay içinde ağlama nöbetleri sona erecek ve bebeğiniz çok daha uyumlu ve yaşamından çok daha fazla zevk alır olmaya başlayacaktır.
Bu arada, sinirlerinizin yıpranmasına rağ­men, kendinizi sakin tutmaya çalışın. Ağlayan bir bebek cesaret kırıcı olabilir, ancak bir bebeğe “asla” kaba davranmayın.
Sarsmak ya da başka bir kaba davranış bebekte giderilmesi olanaksız hasarlara ve hatta ölüme yol açabilir. En iyisi “mola” talebinde bulunmak ve bebeğe güvendiğiniz bir insan bakarken kısa bir süre için evden dışarı çıkmaktır.

Aradığınızı Bulamadıysanız Aşağıdaki Google Gelişmiş Aramayı Kullanın

Alt Kategoriler: , , , ,

Üst Kategoriler Bebek ve Çocuk Sağlığı |

Comments