« Bilinçaltı,Benlik Ve Benlik Üstü | Main | Çıplaklık »
Olgunluğa Doğru Giden Yol
By admin | Mayıs 14, 2008
Sağlık Sorunlarınızı Bize Yazın Doktorlarımız Cevap Versin
Freud’a göre aşk kavramı, toplumsal düzlemde, eski devirlerde gösterdiği çekiciliği büyük ölçüde yitirmiştir. Bugün insanların aşktan çok cinsellikten sözettiği bir gerçektir. Bu yeni ahlâk, kuşkusuz cinsel gerçeklerin önemini küçülterek, hatta bilmeyerek duygusallığı kolaylaştıran ve romantik düşüncenin izlerini taşıman XIX. yüzyılın ahlâkına karşı tepki olarak doğmuştur. Bu alandaki Sorunlar günümüzde büyük bir açıklıkla İncelenmiştir. Cinsellikle duygusallık arasında keyfi bir ayrım yapmak, gerçeği aşan bir tutum olur.Bununla birlikte,onun tersi bir hatayı da işlememek, yani aşkın duygusal içeriğini önemsemeyip cinselliği yüceltmemek gerekir. Böy le bir tutumun aşırı romantik bir tutumdan hiç farkı kalmaz. Tıpkı Fread gibi, psikanaliz okulları da yetişkindeki cinselliğin ilk belirtilerinin çocuklukta ortaya çıktığını ileri sürerler. Bu görüş ne kadar doğruysa, yetişkin kişinin de, gerekli gördüğünde kökenini çocukluktan alan bu koşullanmadan sıyrılmak için tepki göstermesi o kadar doğaldır. Dengeli ve cinselliğin gerçek niteliğinin bilincinde olan bir kişi, aşka ve cinselliğe ilişkin davranışının kendisini doyurup doyurmadığını, mutlu edip etmediğini saptamalıdır. Bu saptama olumsuz bir sonuca varırsa, kişinin davranışını değiştirip mutlu olmayı başarması gerekir.
Oidipus evresini aşıp benlik üstü dönemine gelince, çocuk cinselliğinin ve yetişkin bir erkek ya da dişi olmasına yol açacak ayrımlaşma sürecinin bilincine yeniden erişir. Karşıt cinsten olan anasına ya da babasına karşı duyduğu ilgi yeniden uyanır. Ama bu kez, suçluluk duygusu daha ciddi bir durum alır.Çünkü çocuk artık bu ilginin yasak niteliğini kavramıştır. Bu çağda çocukla anne baba arasında beliren ve bazen çocuğun aile çevresinden kaçmasına yol açabilen gerilimin kökeninde bu gerçek yatar.
Ergenlik çağında cinsel itilimler genci normal olarak aile dışındaki karşıt cinsten kişilere yöneltir. Bununla birlikte gencin ekonomik, kültürel ya da cinsel gereksinmelerini doyurması kolay değil-dir.Toplumla ilişki kurma konusunda birçok güçlüklerle karşılaşır. Üzerinde karar kılabileceği bir eş aramaya koyulması için aradan birkaç yıl geçmesi gerekir.
Bundan başka, eğitim düzeni cinsiyetler arasına bir engel koyarak kız ve erkek çocukların birbirlerini iyice tanımalarını önler. Gerçi karma okulların sayışında bir artış görülmektedir ama, yine de genç erkek ve kızların birbirlerine karşı belirsiz bir ürkeklik duymalarının önüne gerektiği gibi geçilememektedir. Bu durumda delikanlılar ve genç kızlar kendi cinsiyetinden olanlarla arkadaşlığı tercih etmektedir. Bu durum onlara hem cinsel gerilimlerini yatıştırma, hem de normal kişiler olduklarına inanma olanağı sağlamaktadır.
Kusursuz bir ana babanın çocukları bile aile çevresine karşı bir başkaldırma aşamasından geçerler. Gelişimi çok iyi bilinen bu klasik başkaldırma, çoğu zaman çocuğa anasına ya da babasına duyduğu hayranlığı gösterme olanağı verir. Çocuğun örnek olarak seçtiği ana ya da
baba kusursuz değilse, ya da kişiliksizse veya ölüm, boşanma gibi nedenlerle yoksa, başkaldırma durumu kendini göstermez.Kısacası anne babaların çok katı bir otorite uygulamaları halinde, çocuklarının kişiliğini ezebileceklerini bilmeleri gerekir. Gerekli anlayışı göstermezlerse, oğullarının ya da kızlarının olgunlaşmak için gerekli olan bağımsızlığı elde etmelerini önlemiş olurlar. Kızına erkek arka-daşlarıyle gezmesini yasaklayan bir baba, onda karşıt cinsiyetten olan bütün genç insanlara karşı bir korku uyandırır. Bu durumdaki bir kız, homoseksüel ilişkilere yönelebilir. Annesi tarafından baskı altında yetiştirilen ve genç kızlarla gezip tozması yasaklanan bir erkek çocuk için de aynı şey söz konusudur. Çocuğa göre karşıt cinsten olan ana ya da baba duygusal yönden çok bencil davranırsa, erkek ya da kız çocukta Oidipus ilişkisini güçlendirirler. Oysa bu çağ çocuğun anne baba sevgisinden kurtulma çağı olmalıdır. Çocuk, kendisine böylesine bir bağlılık gösteren anasına ya da babasına ihanet etmemek için, çareyi homoseksüelliğe sığınmakta bulabilir.
Delikanlı genellikle önce babasına, genç kız da anasına özenir; sonra da baba yerine anayı, ana yerine de babayı idealleştirir. Bundan sonra, bu örneğe uygun bir eş arar. Genç kızların babalarıyla ortak yönler gösteren bir erkeğe bağlanmaları, ya da genç bir erkeğin annesine benzeyen bir kadını seçmesi genellikle bu nedene dayanır. Kuşkusuz, bu süreç gelenekleri güçlendirir. Örneğin törelere şiddetle karşı gelen, her fırsatta kadın özgürlüğünü savunan genç bir erkek, sonunda annesi gibi bakire bir kızla nişanlanmak ister. Bunun gibi geleneksel kadın davranışına uymayı reddeden, tam bağımsızlık, erkeklerle eşitlik isteyen bir genç kız bilinçsiz bir biçimde de olsa, kendisine babasının sağladığı güven duygusunu sağlayacak otoriter bir erkek eş arar. Bütün davranışlara aklı egemen kılmak kolay değildir. Bunun yakın bir gelecekte gerçekleş meşini beklemek yanlış olur. Bu amaca ulaşan yol tarihsel, ekonomik, toplumsal, ailesel, dinsel ve ahlaksal engellerle doludur. Kişinin istemiyle bu engelleri aşması çok az rastlanan bir durumdur. Freud bu konuda ilginç bir karşılaştırma yapar. “İlkel bir toplumun bulunduğu yerden başka bir yere doğru göç ettiğini düşünelim. Göç hareketi sırasında bazı gruplar ana topluluğun az ya da çok gerisinde kalacak ve beğendikleri yerlerde durarak buralara yerleşeceklerdir. Nitekim farklı etnik grupların bugünkü dağılımını gösteren haritalardan, çok eskiden göç etmiş bir toplumun izlediği yolu, bu toplumdan kopan ve bugün başka topluluklarla karışık halde yaşayan küçük grupların dağıldığı bölgeleri inceleyerek saptamak mümkündür. Göç halindeki topluluk ya da öncü bölümü, yolda engellerle karşılaşır ve geri itilirse, büyük bir olasılıkla, gerilere yerleşmiş benzer gruplara sığınacaklar ve bunları güçlendireceklerdir. Bu göç olaylarıyle libidonun duraklama ve gerileme şeması arasında tam bir benzerlik vardır.” Bu örnek, duraksama ve gerilemeyi birbirine bağlayan ilişkilerin önemini kavramayı sağlar. Gerçekten de, gecikmiş öğeler ne kadar çok olursa, ilerlemiş öğelerin itilimi de o kadar güçsüz olur. İlerlemiş öğeler bu durumda düşman topluluklar ya da doğal engeller tarafından kolayca yenilgiye uğratılırlar. Duraklaması, bir gerilemeyi haber veren ya da kolaylaştıran libido için de aynı durum söz konusudur.
Psikanalizin üç öğesi olan libido, gerileme ve duraklama, çocuğun cinsel etkinliğinin yetişkin cinselliğine dönüşmesini tutarlı bir biçimde anlamayı sağlar. Böy lece, yetişkin çağda cinsel sapıklık olarak ortaya çıkan eğilimlerin, gerçekte çocuklukta yaşanmış olaylara dayandığı anlaşılır. Eğer libido cinsel organ evresinden önceki evrelerden birinde duraklarsa, kişinin çevresi tarafından yaratılan dış engellerle ya da kişinin kendi ruh sal çatışmalarıyle çatışır. Bunun sonucu olarak bir sinir hastalığı ya da bir cinsel sapıklık ortaya çıkabilir. Freud kuramının da açıkça’gösterdiği gibi, cinsel sapıklık bir çeşit biçim bozukluğudur, örneğin, bir çocuğun bacaklarını ya da kollarını yetişkin birine takma ya benzer.Cinsel sapıklık bugün bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Bu hastalığın tedavisi, törelerin gelişmesi hastanın zihnindeki kusur kavramını yavaş yavaş ortadan kaldırdığı ölçüde kolaylaşır. Freud’ten sonra gelen psikologlar akıl hastalıklarının incelenmesinde başka aşamalar sağlamışlar ve cinsel sapıklıklar alanında birçok karanlık noktaları aydınlatmışlardır.
Bu Sayfayı Arkadaşlarınıza Gönderin..!
Aradığınızı Bulamadıysanız Aşağıdaki Google Gelişmiş Aramayı Kullanın
Alt Kategoriler: aşk nedir, bekaretin önemi, cinsel yaşam, Cinsellikle duygusallık arasındaki fark, kızlık, olgunluk dönemi, olgunluk nedir, Psikanaliz nedir, romantik, romantizm nedir
Üst Kategoriler Cinsel Sağlık, Genel Sağlık, Kadın Sağlığı |
