Olgunluğa Doğru Giden Yol,Cinsellikle duygusallık arasındaki fark, aşk nedir,cinsel yaşam,romantik,romantizm nedir,psikanaliz nedir,olgunluk nedir,olgunluk dönemi,kızlık,bekaretin önemi » By admin » Sağlık,Bitkisel Çaylar

Olgunluğa Doğru Giden Yol

Freud’a göre aşk kavramı, toplumsal düzlemde, eski devirlerde gösterdiği çe­kiciliği büyük ölçüde yitirmiştir. Bugün insanların aşktan çok cinsellikten sözettiği bir gerçektir. Bu yeni ahlâk, kuşku­suz cinsel gerçeklerin önemini küçülte­rek, hatta bilmeyerek duygusallığı kolaylaştıran ve romantik düşüncenin izlerini taşıman XIX. yüzyılın ahlâkına karşı tepki olarak doğmuştur. Bu alandaki Sorunlar günümüzde büyük bir açıklıkla İncelenmiştir. Cinsellikle duygusallık arasında keyfi bir ayrım yapmak, gerçe­ği aşan bir tutum olur.Bununla birlikte,onun tersi bir hatayı da işlememek, ya­ni aşkın duygusal içeriğini önemsemeyip cinselliği yüceltmemek gerekir. Böy le bir tutumun aşırı romantik bir tutum­dan hiç farkı kalmaz. Tıpkı Fread gibi, psikanaliz okulları da yetişkindeki cinselliğin ilk belirtilerinin çocuklukta ortaya çıktığını ileri sürerler. Bu görüş ne kadar doğruysa, yetişkin ki­şinin de, gerekli gördüğünde kökenini çocukluktan alan bu koşullanmadan sıyrılmak için tepki göstermesi o kadar do­ğaldır. Dengeli ve cinselliğin gerçek ni­teliğinin bilincinde olan bir kişi, aşka ve cinselliğe ilişkin davranışının kendisini doyurup doyurmadığını, mutlu edip etmediğini saptamalıdır. Bu saptama olumsuz bir sonuca varırsa, kişinin dav­ranışını değiştirip mutlu olmayı başar­ması gerekir.
Oidipus evresini aşıp benlik üstü döne­mine gelince, çocuk cinselliğinin ve ye­tişkin bir erkek ya da dişi olmasına yol açacak ayrımlaşma sürecinin bilincine yeniden erişir. Karşıt cinsten olan anası­na ya da babasına karşı duyduğu ilgi ye­niden uyanır. Ama bu kez, suçluluk duygusu daha ciddi bir durum alır.Çünkü çocuk artık bu ilginin yasak niteliğini kavramıştır. Bu çağda çocukla anne ba­ba arasında beliren ve bazen çocuğun aile çevresinden kaçmasına yol açabilen gerilimin kökeninde bu gerçek ya­tar.
Ergenlik çağında cinsel itilimler genci normal olarak aile dışındaki karşıt cins­ten kişilere yöneltir. Bununla birlikte gencin ekonomik, kültürel ya da cinsel gereksinmelerini doyurması kolay değil-dir.Toplumla ilişki kurma konusunda birçok güçlüklerle karşılaşır. Üzerinde karar kılabileceği bir eş aramaya koyul­ması için aradan birkaç yıl geçmesi ge­rekir.
Bundan başka, eğitim düzeni cinsiyetler arasına bir engel koyarak kız ve erkek çocukların birbirlerini iyice tanımalarını önler. Gerçi karma okulların sayışında bir artış görülmektedir ama, yine de genç erkek ve kızların birbirlerine karşı belirsiz bir ürkeklik duymalarının önüne gerektiği gibi geçilememektedir. Bu du­rumda delikanlılar ve genç kızlar kendi cinsiyetinden olanlarla arkadaşlığı ter­cih etmektedir. Bu durum onlara hem cinsel gerilimlerini yatıştırma, hem de normal kişiler olduklarına inanma ola­nağı sağlamaktadır.
Kusursuz bir ana babanın çocukları bile aile çevresine karşı bir başkaldırma aşa­masından geçerler. Gelişimi çok iyi bili­nen bu klasik başkaldırma, çoğu zaman çocuğa anasına ya da babasına duydu­ğu hayranlığı gösterme olanağı verir. Çocuğun örnek olarak seçtiği ana ya da
baba kusursuz değilse, ya da kişiliksizse veya ölüm, boşanma gibi nedenlerle yoksa, başkaldırma durumu kendini göstermez.Kısacası anne babaların çok katı bir oto­rite uygulamaları halinde, çocuklarının kişiliğini ezebileceklerini bilmeleri gere­kir. Gerekli anlayışı göstermezlerse, oğullarının ya da kızlarının olgunlaşmak için gerekli olan bağımsızlığı elde etme­lerini önlemiş olurlar. Kızına erkek arka-daşlarıyle gezmesini yasaklayan bir baba, onda karşıt cinsiyetten olan bü­tün genç insanlara karşı bir korku uyan­dırır. Bu durumdaki bir kız, homoseksü­el ilişkilere yönelebilir. Annesi tarafın­dan baskı altında yetiştirilen ve genç kızlarla gezip tozması yasaklanan bir er­kek çocuk için de aynı şey söz konusu­dur. Çocuğa göre karşıt cinsten olan ana ya da baba duygusal yönden çok bencil davranırsa, erkek ya da kız çocukta Oidipus ilişkisini güçlendirirler. Oysa bu çağ çocuğun anne baba sevgisinden kurtulma çağı olmalıdır. Çocuk, kendi­sine böylesine bir bağlılık gösteren ana­sına ya da babasına ihanet etmemek için, çareyi homoseksüelliğe sığınmakta bulabilir.
Delikanlı genellikle önce babasına, genç kız da anasına özenir; sonra da ba­ba yerine anayı, ana yerine de babayı idealleştirir. Bundan sonra, bu örneğe uygun bir eş arar. Genç kızların babala­rıyla ortak yönler gösteren bir erkeğe bağlanmaları, ya da genç bir erkeğin an­nesine benzeyen bir kadını seçmesi ge­nellikle bu nedene dayanır. Kuşkusuz, bu süreç gelenekleri güçlendirir. Örne­ğin törelere şiddetle karşı gelen, her fır­satta kadın özgürlüğünü savunan genç bir erkek, sonunda annesi gibi bakire bir kızla nişanlanmak ister. Bunun gibi geleneksel kadın davranışına uymayı redde­den, tam bağımsızlık, erkeklerle eşitlik isteyen bir genç kız bilinçsiz bir biçimde de olsa, kendisine babasının sağladığı güven duygusunu sağlayacak otoriter bir erkek eş arar. Bütün davra­nışlara aklı egemen kılmak kolay değil­dir. Bunun yakın bir gelecekte gerçekleş meşini beklemek yanlış olur. Bu amaca ulaşan yol tarihsel, ekonomik, toplum­sal, ailesel, dinsel ve ahlaksal engellerle doludur. Kişinin istemiyle bu engelleri aşması çok az rastlanan bir durumdur. Freud bu konuda ilginç bir karşılaştırma yapar. “İlkel bir toplumun bulunduğu yerden başka bir yere doğru göç ettiğini düşünelim. Göç hareketi sırasında bazı gruplar ana topluluğun az ya da çok ge­risinde kalacak ve beğendikleri yerlerde durarak buralara yerleşeceklerdir. Nite­kim farklı etnik grupların bugünkü dağı­lımını gösteren haritalardan, çok eskiden göç etmiş bir toplumun izlediği yo­lu, bu toplumdan kopan ve bugün başka topluluklarla karışık halde yaşa­yan küçük grupların dağıldığı bölgeleri inceleyerek saptamak mümkündür. Göç halindeki topluluk ya da öncü bölümü, yolda engellerle karşılaşır ve geri itilirse, büyük bir olasılıkla, gerilere yerleşmiş benzer gruplara sığınacaklar ve bunları güçlendireceklerdir. Bu göç olaylarıyle libidonun duraklama ve gerileme şema­sı arasında tam bir benzerlik vardır.” Bu örnek, duraksama ve gerilemeyi bir­birine bağlayan ilişkilerin önemini kav­ramayı sağlar. Gerçekten de, gecikmiş öğeler ne kadar çok olursa, ilerlemiş öğelerin itilimi de o kadar güçsüz olur. İlerlemiş öğeler bu durumda düşman topluluklar ya da doğal engeller tarafın­dan kolayca yenilgiye uğratılırlar. Du­raklaması, bir gerilemeyi haber veren ya da kolaylaştıran libido için de aynı du­rum söz konusudur.
Psikanalizin üç öğesi olan libido, gerile­me ve duraklama, çocuğun cinsel etkin­liğinin yetişkin cinselliğine dönüşmesini tutarlı bir biçimde anlamayı sağlar. Böy lece, yetişkin çağda cinsel sapıklık ola­rak ortaya çıkan eğilimlerin, gerçekte çocuklukta yaşanmış olaylara dayandığı anlaşılır. Eğer libido cinsel organ evresinden önceki evrelerden birinde durak­larsa, kişinin çevresi tarafından yaratı­lan dış engellerle ya da kişinin kendi ruh sal çatışmalarıyle çatışır. Bunun sonucu olarak bir sinir hastalığı ya da bir cinsel sapıklık ortaya çıkabilir. Freud kuramının da açıkça’gösterdiği gi­bi, cinsel sapıklık bir çeşit biçim bozuk­luğudur, örneğin, bir çocuğun bacakla­rını ya da kollarını yetişkin birine takma ya benzer.Cinsel sapıklık bugün bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Bu has­talığın tedavisi, törelerin gelişmesi has­tanın zihnindeki kusur kavramını yavaş yavaş ortadan kaldırdığı ölçüde kolayla­şır. Freud’ten sonra gelen psikologlar akıl hastalıklarının incelenmesinde baş­ka aşamalar sağlamışlar ve cinsel sapık­lıklar alanında birçok karanlık noktaları aydınlatmışlardır.

About the Author

admin

Leave a Reply

You can use these XHTML tags: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <blockquote cite=""> <code> <em> <strong>